İç kırılmalar, stratejik ayrışmalar ve meşruiyet krizi sarmalında Batı
İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Davos'taki zirvesinde gün yüzüne çıkan Batı dünyasındaki iç kırılmayı AA Analiz için kaleme aldı.
***
Batı dünyasının uluslararası siyasetteki ağırlığı ve meşruiyeti uzun süredir aşınma süreci içinde. Soğuk Savaş’ın bitiminde 2010’lu yıllara kadar süren Batı/Amerikan hegemonyası altındaki tek kutuplu dünya düzeni artık tarihte yerini alan bir sayfa. Bu süreci yalnızca Çin’in yükselişi, Rusya’nın revizyonist hamleleri ya da İran ve Kuzey Kore gibi aktörlerin meydan okumalarıyla açıklamak analitik olarak yetersiz olur. BRICS ya da Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi Batı dışı kurumsal platformların artan cazibesi de Batı’nın yaşamakta olduğu buhranı tam olarak açıklayamaz. Asıl olan Batı’nın kendi içindeki normatif, stratejik ve siyasi uyumun çözülmesine odaklanmaktır. 2026 Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Davos’ta ortaya koyduğu tablo, bu iç çözülmenin artık geçici ya da yüzeysel değil, yapısal bir nitelik kazandığını açık biçimde gösterdi.
Davos’ta Kanada Başbakanı Mark Carney'in “kural temelli liberal dünya düzeninin geri gelmeyeceği” yönündeki çıkışı, Batı içinden gelen en açık itiraflardan biri olarak okunmalı. Carney, “kral çıplak” deme cesaretini en açık bir şekilde gösteren ilk Batılı lider oldu aslında. "İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’nın hegemonyası altında kurulan liberal/kural temelli dünya düzeni artık sona erdi." diyen Carney, Avrupalıların bu düzen halen devam ediyormuş gibi yapıp kendilerini kandırmamaları gerektiğini söyledi. Bu söylem, Batı’nın Soğuk Savaş sonrası dönemde kendisini tanımladığı normatif çerçevenin artık sürdürülemez hale geldiğinin açık bir kabulü adeta. Buna karşılık ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada ve Avrupa’ya yönelik sert, aşağılayıcı ve hiyerarşik tonu yüksek söylemi, Amerika’nın Batı ittifakının artık ortak değerler ve uzun vadeli stratejik vizyon üzerinden değil, güç ilişkileri ve çıplak çıkar pazarlıkları üzerinden okunmasını tercih ettiğini/edeceğini gösteriyor.
Trump’ın dış politika anlayışı–çok taraflılığa mesafeli duruşu, uluslararası hukuku bağlayıcı bir çerçeve olarak görmemesi, ittifakları maliyet–fayda hesaplarına........
