Kürtçe: Ayrı bir dil mi, Persçe’nin dağlarda korunmuş bir kolu mu?
“Kürtçe” üzerine konuşan çok; ama meseleyi bilimle tartan az. Bugün önümüzde net bir soru duruyor: Kürtçe ayrı bir dil midir, yoksa Persçe’nin dağlarda korunmuş bir kolu mu? Bu yazı, tartışmayı kimlik sloganlarından çıkarıp tarih, filoloji ve genetik veriler ışığında yeniden düşünmeye odaklıdır.
Dil tartışmaları, özellikle Ortadoğu coğrafyasında, çoğu zaman bilimin sınırlarından çıkarılıp kimlik ve siyaset alanına taşınır. Oysa dil, bir “şeref belgesi” ya da bir “üstünlük göstergesi” değildir; uzun tarihsel süreçlerin, kültürel temasların ve büyük göç hareketlerinin ürünüdür. Bugün Persçe ve onun bir kolu olan Kürtçenin Mezopotamya’da nasıl şekillendiğini anlamak için yalnız filolojiye değil, modern genetik bulgulara ve Atatürk’ün bizzat üzerinde durduğu Güneş Dil Teorisi’nin ufkuna da bakmak gerekir.
Güneş Dil Teorisi, dillerin kaynağını Orta Asya’daki yüksek kültür alanına bağlar. Bu teoriye göre “Güneş” sadece bir gök cismi değil, aynı zamanda ışık ve bilgi demektir; yani dili doğuran asıl zemin, insanın dünyayı kavrayışını örgütleyen kadim kültürdür. Teori, Hint-Avrupa dilleriyle Sami dillerin ana kaynağının Türkçe olduğu tezini ortaya koyar ve bunu tarihî süreçlerle temellendirmeye çalışır. Tarihin ilk bilebildiği milletlerin kültürlerinde müşterek bir “Türk kültür varlığı” izinin bulunması da bu bakışın dayanaklarından biridir. Böylece Türkçe, yalnız bir iletişim aracı değil, kadim kültür dillerinin ana kaynağı olarak görülür.
Bu çerçevede MÖ 3000-1500 yılları arasında İrtiş ve Ötügen hattından yayılan Saka-Hun........
