menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Din, Siyaset Ve Vicdan: Bir Hesaplaşmanın Eşiğinde

29 6
20.02.2026

Son yıllarda Türkiye’de ve genel olarak Müslüman coğrafyada giderek daha yüksek sesle konuşulan bir mesele var: Din ile siyasetin iç içe geçmesinin toplumsal sonuçları. Bu tartışma artık sadece akademik çevrelerin ya da dar siyasi kulislerin konusu değil; sokakta, evde, cami avlusunda, gençlerin zihin dünyasında yankı bulan bir sorgulamaya dönüşmüş durumda.

Siyasi aktörlerin son açıklamaları da bu sorgulamayı derinleştiriyor. Özellikle geçmişte muhafazakâr siyasetin en üst kademelerinde bulunmuş isimlerin, toplumda dindarlığın zayıfladığına, gençlerin dinden uzaklaştığına, hatta deizme yöneldiğine dair tespitleri dikkat çekiyor. Bu sözler, sadece bir durum tespiti değil; aynı zamanda uzun yıllardır izlenen politikaların sonuçlarına dair örtük bir özeleştiri olarak da okunuyor.

Bugün gelinen noktada birçok kişi şu soruyu soruyor:Din, gerçekten toplumun ahlaki dokusunu güçlendiren bir rehber olarak mı kaldı, yoksa siyasi mücadelelerin aracı hâline mi getirildi?

Toplumda gözlenen değişim inkâr edilemez. Bir dönem dini hassasiyetleriyle bilinen kesimlerde bile sorgulama artıyor. Başörtüsünden vazgeçenler, ibadet pratiğini bırakanlar ya da inançla mesafesini yeniden tanımlayan gençler çoğalıyor. Bu durumun tek bir sebebi yok elbette; fakat dinin siyasi tartışmaların merkezine yerleştirilmesi, birçok insanın inanç ile güç ilişkisini aynı potada görmesine yol açtı.

Tarih bize önemli dersler sunar. Devlet yönetiminde dinin araçsallaştırıldığı dönemlerin çoğunda toplumsal gerilimlerin arttığı görülür. İktidar mücadeleleri kutsal kavramlar üzerinden yürütüldüğünde, din birleştirici olmaktan çıkıp ayrıştırıcı bir kimliğe bürünebilir. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değildir; dünyanın pek çok yerinde benzer örnekler mevcuttur.

Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinde yer alan laiklik ilkesi de tam bu noktada anlam kazanır. Laiklik, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi dine karşı bir duruş değil; aksine dinin siyasal çekişmelerden korunmasını amaçlayan bir çerçevedir. İnancın vicdan alanında özgürce yaşanabilmesi için devletin tarafsız kalması gerektiği fikrine dayanır. Bu yönüyle laiklik, hem inananı hem inanmayanı koruyan bir denge mekanizmasıdır.

Bugün tartışılması gereken asıl mesele şudur:Toplumun manevi değerleri nasıl korunabilir ve aynı zamanda dinin........

© Akdeniz Gerçek