Yepremyan günleri 3
“Şu meseleyi iyice bir anlat ki, ben de ne yapacağımı bileyim” diyor, ağabeyim Garbis. Hıçkıra hıçkıra, baştan sona anlatıyorum olup biteni. Konu, birkaç gün önce okulda Istaz Suren’in (Suren Hoca) sınıf arkadaşım Dikran’a attığı dayak. Yanlış hatırlamıyorsam dördüncü sınıftaydım. Istaz Suren matematik öğretmenimizdi. Neredeyse hiç Ermenice bilmezdi, hep Arapça konuşurdu. Herkes, ortaokula geçmeden önce mutlaka onun öğrencisi olurdu. Şık bir adamdı; her zaman kravat takar, lacivert takım elbise ve bembeyaz gömlekler giyerdi. Karizmatik çehresi ve güzel, yeşil gözleriyle, yakışlıydı da. Çok sigara içerdi; sınıfta da bahçede de ağzından sigarası eksik olmazdı. Korkunç derecede sinirli biriydi. Derste ufacık bir hata yapsak, öfkeden deliye dönerdi. Öyle bir tokat atardı ki, yanağınızın acısı günlerce geçmezdi.
Istaz’ın vahşi öfkesiyle tanışmam, Dikran’ın yediği dayakla oldu. Nedenini hatırlamıyorum ama onu tekme tokat dövmüştü. Öyle bir şiddete daha önce hiç şahit olmamıştım. Sıralar devriliyor, kitaplar defterler havada uçuyordu. Biz diğer öğrenciler kaçıp en dipteki sıraların altına saklanmıştık. Istaz Suren durmak bilmiyor, “Ya kalb!” (Arapça “Seni köpek!”) diye haykırıyordu. Sınıf arkadaşım altını ıslatmıştı. Benim de ödüm kopmuştu. Akşam anneme olayı anlatmış, Istaz’dan korktuğum için okula gitmek istemediğimi........
