Türkiye’nin İhtiyacı Amigolar Değil, Yeni Bir Zihinsel Sıçrama
Türkiye’de son yıllarda beni en çok düşündüren meselelerden biri şu:
Artık insanlar fikirlerden çok saflaşmalarla ilgileniyor.
Ne söylediğinizden önce hangi mahalleden konuştuğunuza bakılıyor.
Bir konuda iktidarı eleştiriyorsanız “bizdensiniz”…
Başka bir konuda muhalefeti eleştiriyorsanız bu kez “karşı tarafa geçmişsiniz”…
Sanki herkes birbirine görünmez sadakat testleri uyguluyor.
Oysa düşünce hayatı sadakat yarışına dönüştüğünde toplumlar üretkenliğini kaybetmeye başlar.
Çünkü insanlar artık hakikati aramaktan çok kendi mahallesinin alkışını almaya çalışır.
Bugün Türkiye’de yaşadığımız en büyük krizlerden biri belki de ekonomik değil; zihinsel daralma krizidir.
Çok konuşuyoruz…
Ama az düşünüyoruz.
Çok slogan üretiyoruz…
Ama az vizyon üretiyoruz.
Çok taraftar yetiştiriyoruz…
Ama yeterince yaratıcı insan yetiştiremiyoruz.
Ve ne yazık ki bu iklim büyük ülkelerin yükseliş modeli değildir.
Kore Nasıl Başardı?
Bugün dünyanın teknoloji devlerinden biri haline gelen South Korea, 1950’lerde savaş yorgunu, yoksul ve kırılmış bir ülkeydi.
Kişi başına gelir birçok Afrika ülkesinin bile gerisindeydi.
Ama sonra ne yaptılar?
Eğitime yatırım yaptılar.
Disipline yatırım yaptılar.
Bilime yatırım yaptılar.
Dünyayı anlamaya yatırım yaptılar.
Sadece mühendis yetiştirmediler;
özgüven yetiştirdiler.
Devlet, özel sektör, üniversiteler ve toplum arasında uzun vadeli bir kalkınma zihniyeti kurdular.
Samsung, Hyundai, LG gibi markalar yalnızca şirket değil; milli dönüşüm projeleri haline geldi.
En önemlisi de şu:
Kore kendisini sürekli mağduriyet psikolojisiyle değil, rekabet psikolojisiyle geliştirdi.
Türkiye’nin de bugün buna ihtiyacı var.
Çin’in 2049 Vizyonu: Tesadüf Değil
Benzer şekilde China da bugün yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil; stratejik sabrı ve uzun vadeli........
