Can sıkıcı bir tarih sorusu: Balkan Savaşları kaybedilmeyebilir miydi?
Can sıkıcı bir tarih sorusu: Balkan Savaşları kaybedilmeyebilir miydi?
Tarih 28 Haziran 1989.
O zamanlar hala te bir ülke olan Yugoslavya’nın içindeki Sırbistan Federe Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç, Kosova Ovası’nda toplanan yaklaşık 1 milyon Sırp milliyetçisine hitab ediyor.
Bu kadar insanın orada toplanmasının sebebi, 1. Murad komutasındaki Osmanlı ordularının bu tarihten tam 600 yıl önce, 28 Haziran 1389’da bu alanda elde ettiği zaferi lanetlenemek.
Miloşeviç’in bu konuşması, sonunda Yugoslavya’nın tamamen parçalanmasına, içinde soykırımlar da olan kanlı bir savaşın başlamasına ve ortaya Sırbistan dahil 6 ayrı bağımsız devletin çıkmasına neden olacak tarihi olayların başlatıcısı oldu. (Miloşeviç’in kendisi bu konuşmasından 11 yıl sonra savaş suçlusu olarak atıldığı hücresinde kalp krizi geçirip öldü.)
Düşünün, 600 yıl önce kaybedilen bir savaş, o günün en önemli sembolüydü.
Miloşeviç 1989’da yılında Kosova Ovasında konuşuyor.
***
Meseleye Sırplar açısından değil de, Osmanlı varisi bizler açısından da bakmak gerek.
Osmanlı çok daha önce Trakya’ya geçmiş ve Balkanlar’a adım atmıştı ama 1389’daki Kosova Zaferi en önce bütün ‘Batı Trakya’ ve bugünkü Kosova ve Makedonya olmak üzere bütün Balkanları Osmanlı’ya açtı.
İstanbul’un fethinden 64, Trabzon’un fethinden 72 yıl önce Osmanlı Balkanları fethetmişti.
Osmanlı’nın Balkanlardaki bu toprakları, oradaki Türk ve müslüman nüfusu, hem nüfus çoğunluklarının hem de siyasal egemenliklerinin sona erdiği 1912 yılına kadar, Osmanlı’nın kalbi ve beyni oldu.
Hatta şöyle bile diyebiliriz: Osmanlı, Balkan Savaşı’yla aslında ana vatanını kaybetti. Osmanlı’nın ana vatanı hiçbir zaman Anadolu olmadı çünkü. Evet Batı Anadolu Osmanlı yurduydu ama tarihten de biliyoruz, Osmanlı yüzyıllar boyunca Anadolu’nun ortası ve doğusuyla mecbur kalmadıkça ilgilenmedi.
En büyük mecburiyet, Yavuz Sultan Selim döneminde, Pers ve Şii tehdidiydi. Yavuz, Anadolu’da büyük br Şii-Alevi katliamı yaparak Anadolunun tamamına hakim oldu, Pers tehdidini sona erdirdi ve ardından Bağdat ve Mısır’a kadar giderek Halife ünvanını da aldı ve imparatorluğu bir sünni devletine çevirdi.
Fakat buna rağmen esasen Bektaşi olan Balkanların imparatorluk içindeki askeri/kültürel/ekonomik ağırlığı hep devam etti.
Buralar Osmanlı’nın en zengin, en refah içinde ve en gelişmiş bölgeleriydi 1912 yılında kaybedildiği güne kadar. Balkan Savaşı aynı zamanda 20. yüzyılın ilk büyük çaplı etnik temizlik dramına da neden oldu. Balkanlarda nüfus yapısı baştan sona değişti.
Balkan Savaşı’nın kaybedilmesi, 20. yüzyılın ilk büyük etnik temizliğini beraberinde getirdi. Milyonlarca müslüman Türk mülteci Balkanlar’daki yüzlerce yıllık evlerini bırakmak zorunda kaldı.
Peki Balkanlar neden kaybedildi? Kaybedilmeyebilir miydi?
Bu konu, modern Türkiye’nin konuşmayı reddettiği ve unutmayı seçtiği en ağır travmalarından biri.
Bu unutmayı seçtiğimiz travmamız, yani 1. Balkan Savaşı, temelde Bulgaristan ve Sırbistan’ın birbirleriyle de müttefik olup daha fazla toprak elde etmek istemesi yüzünden yaşandı.
Savaş bir sabah ansızın çıkmadı; arkasında uzun yıllar, yıllarca süren hazırlık vardı.
O uzun hazırlık yıllarını Osmanlı gerçekçilikten tamamen uzak biçimde bekleyerek geçirdi.
Bu konuyu merak etmek, bundan dört yıl öncesine kadar aklıma bile gelmemişti. Bu ülkede doğup büyümüş pek çok insan gibi benim için de Balkan Savaşları, Osmanlı’nın son 150 yılında kaybettiği onlarca savaştan biriydi, hafızamın arka planınında bir yere basit bir cümle olarak kaydedilmişti sadece.
Ama dört yıl önce, daha sonra hem 10Haber’de yayınlayacağım hem de kitap olarak basılan “Cumhuriyet’e 100 Gün” adlı projem için ders çalışırken okuduğum, Cumhuriyetin kurucu komutanlarından Ali Fuat Cebesoy’un hatıralarında gördüğüm birkaç sayfa beynimde bir ışık yanmasına neden oldu.
Yıl 1910. Daha Balkan Savaşı’nın başlamasına 2 yıl var.
Mustafa Kemal, genç bir yüzbaşı olarak Suriye’deki subaylık stajını tamamlamış ve ilk tayiniyle Selanik’e, doğduğu şehre gelmiş, buradaki ordu komutanlığında kurmay subay olarak çalışıyor.
Harbiye’den yakın arkadaşı Ali Fuat Cebesoy ise o sırada Roma’da askeri ateşe. Geçen hafta burada yazdım, İtalya o sıralar Libya’ya saldırmaya hazırlanıyor. Cebesoy, Roma’dan izinli geliyor, önce İstanbul’a gidiyor raporunu veriyor, sonra Selanik’te Mustafa Kemal ile buluşuyor.
Gerisini, ‘Ali Fuat Cebesoy’un Anıları’ adlı kitaptan aktarıyorum:
***
Selanikli Mustafa Kemal ile İstanbul Salacaklı Ali Fuat Beyler Harbiye sıralarında.
“Birkaç yıldan beri Selanik’teki Beşinci Kolordu’nun harekât şubesi müdürlüğünü yapmakta olan Mustafa Kemal Bey, selâhiyetle bana şunları anlattı:
‘Bulgar, Sırp, Karadağ ve Yunan Ordularının müttefik olarak üzerimize saldıracakları vakit, bizim savunma plânımızın esasları Genel Kurmayca şöyle tespit edilmişti:
1- Edirne, İşkodra, Yanya birer müstahkem mevki hâline getirilecek.
2- Kırklareli ile Edirne arasında en kuvvetli ordumuz, Bulgaristan’a karşı yığınak yapacak.
3- Rumeli’de Sırp Ordusunun taarruzunu karşılayacak olan bir ordumuz da, Üsküp’ün ilerisinde Komanova’da toplanacak ve İstroma vadisinde bir kolordumuz, yukarıdaki ordularımızla Selânik kolordusu arasında irtibatı temin edecektir.
4- Selânik’in........
