menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Antinatalizm Neyi Anlatıyor?

9 1
tuesday

Son yıllarda giderek daha sık duyduğumuz bir kavram var: Antinatalizm.
Kimi zaman sosyal medyada sert cümlelerle, kimi zaman akademik metinlerde soğukkanlı argümanlarla karşımıza çıkıyor. Bu kavram özellikle Japonya’da 2010’lardan itibaren daha görünür hale geldi. Ve yayılmaya başladı. Ortak noktaları ise net: Doğuma, yani yeni bir hayat başlatmaya negatif değer atfetmek. Başka bir ifadeyle, doğmaya ve üremeye karşı olmak.

Antinatalizm çoğu zaman “çocuk düşmanlığı” gibi etiketlense de özü bu değil. Bu düşünceyi savunanlar, insanın –hatta bazılarına göre tüm canlıların– dünyaya getirilmesini ahlaki açıdan sorunlu buluyor. Gerekçeleri ise tanıdık: Acı, eşitsizlik, belirsizlik, yoksulluk, iklim krizi, açlık, savaşlar… Kısacası bu yaklaşımın merkezinde şu düşünce yer alıyor: Başlamamış bir hayat, yaşayacağı acılardan korunabilir.

Peki bu düşünce bugün neden konuşulur oldu?

Çünkü modern dünya, yalnızca geleceği değil, vicdanı da muğlaklaştırdı. İnsan artık sadece “nasıl yaşayacağım?” sorusunu değil, “bir başkasını bu hayata getirmeye hakkım var mı?” sorusunu da soruyor. Varoluş, eskisi gibi kendiliğinden kutsanan bir durum olmaktan çıktı; gerekçelendirilmesi gereken bir eyleme dönüştü.

Antinatalizm tam da bu noktada, hayatı “iyi” olduğu için değil, “kaçınılmaz olarak acı içerdiği” için sorguluyor. Antinatalist düşünceye göre, doğan her birey rızası olmadan acıya, kayba, korkuya ve ölüme maruz bırakılır. Bu nedenle üreme, bir armağan değil; geri alınamaz bir risk yaratma eylemi olarak değerlendirilir. David Benatar gibi antinatalist filozoflar,........

© 10 Haber