menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sinema sanatını teşhis aracı kılmak!

34 0
29.03.2026

Yazımın başlığını “Film Övgümenleri Kulübü” koyarak, eleştirmenlik ile övgümenlik arasındaki derin anlam karşıtlığının nasıl bulanıklaştığını anlatacaktım. Sonra her ikisini de harmanladım. Belki benim ulaşamadığım bazı yayın organlarında açıkça veya bazı durumlarda ilişkilerin korunması için kimliğini gizleyerek (pseudonym) nesnel eleştiriler yapan; gizlide eleştirmen, gerçekte övgümenlik yapanlar vardır. Şunun altını çizmek istiyorum ki, bilhassa sosyal medya üzerinden insanlarla iletişim kurarak birer ‘influencer’a dönüşenlerde bu övgümenlik çok açık belli oluyor.

Diğer yandan filmleri hikâye etme modası: Bir filmi eleştirirken hikâyesini özetlemek bir eleştirmen için çok iyi bir yazma şekli değildir. Ancak günlük gazetelerde fal ve burç köşesi kabilinde sinema yazıları yazan figürler çok sever filmi anlatmayı. Zaman zaman sinema filmleri hakkında kalem oynatan herkesin düştüğü bir çukurdur bu. Ama bazı film eleştirileri ancak film sekanslarını anlatmakla ilerleyebilir. Çünkü onlar hangi tür üzerinden yürüyeceğine karar verene kadar son yazısı çıkan tiptedir. Nitekim eleştireceğim Sarı Zarflar o kadar kimliksiz değil ama bir hayli zikzak yapıyor.

Sarı Zarflar, kurumların bilinçli biçimde yarattığı baskıların bireylerde yarattığı travmalardan yola çıkıyor. Açıkça politik pozisyon almıyor görünse bile Çatak, “kolektif desteklerle” ürettiği filmini gözü gibi esirgemesi gerekirken umarsızca bir mücadele aracı olarak sunmaktan çekinmiyor (bu da onun ileride daha da keskinleşeceği anlamına mı geliyor bilemiyorum?). “Tamam, işte bu Latin Amerika Politik Sineması!” diyecekken yeni nesil yönetmenleri de dâhil edip “Hayır, bu Avrupa Sineması”........

© Yeniçağ