menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Ustam ölmüş...”

26 0
yesterday

Bayram tebriği için aramıştı. Onu tanıdığım günden beri daima her bayram yere düşmeyen bir vefa ile arar. Oysa üzerinde bir emeğim, birlikte uzunca yürünmüş bir yolumuz yok. Zamanın birinde, bir mekânda, yirmi otuz kişinin arasında birlikte birkaç adım attık. Diğerlerinden tek bir ses, tek bir seda kalmadı.

Ama o her defasında her vesile ile arar. Otuzlu yaşlarında olmalı. Yolumuz onunla kesiştiğinde henüz lisans öğrencisi idi. Ödevlerinin dışında pek de roman okumamış bir lisan öğrencisi. O gruptakilerin çoğu öyleydi. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi olanlar da dahil. Birkaç roman okuduk birlikte. Romanların sosyal dokusunu günümüze nasıl getirebileceğimizin izini birlikte sürdük, birkaç ay. Neslihan tavsiyelerimi titizlikle yerine getirdi. Tartışmalara katıldı, ufuk açıcı sorular sordu.

“Titizlik ahlakın başlangıcıdır.” İsmet Özel’in sözü müydü? Onca insan bayramlaşmayı unuturken, ihmal ederken, “Ben bayramlaşmıyorum” diye övünürken onun beni aramasına, hiç atlamadan aramasına bir mim koydum. Ve nihayet bu bayram aradığımı buldum. Bayramlaştık, her zaman olduğu gibi sohbetin deminden ikimizin payına da muhafazaya alınmış, muhafazaya alındığı yerde zamanı gümüş izlerle zenginleştirecek bir an düştü. Genişleyen, berraklaşan bir an. Her defasında böyle oluyor, o anlatıyor, ben ona “Bunları yazmalısın” diyorum. Ben anlatıyorum o bana “Hocam, inşallah bunu sizin kaleminizden de okuma imkânı buluruz” diyor.

Yine öyle oldu. Gelenek bozulmadı.

“Neslihan,” dedim “her bayram hatırımı sayıyorsun. Hiç atlamıyorsun. Senin de hatırını sayanlar çok olsun. Ben eskiden bayramları yetiştiremezdim. Şimdi ancak birkaç kişi kaldı. Ne vefalısın.” 

Güldü, “Ben vefayı dedemde gördüm, kolayına kendime o sıfatı yakıştıramam, layık göremem” dedi. Dedesinin hikâyesini anlattı.

Demirci ustası dedesi her bayram bütün çocuklarını, torunlarını toplar, çırağı olduğu ustasının köyüne ziyarete gidermiş. “Ben çocuktum o zamanlar, onca yolu dedemin ustasının elini öpmek için gitmemizden hiç hoşlanmazdım. Şimdi bakıyorum da o yıllardan kulağımda kalan, demire dair ne çok bilgi olduğunu şaşırarak görüyorum.”

Neslihan anlattıkça anlattı. “Bunları muhakkak yazmalısın” dedim. “Siz yazın hocam” dedi.

“Ben nasıl yazayım?” dedim.

Sonra içimde, Neslihan’ın bana anlattıkları üzerinden sahneler belirdi. Muhayyilemde döndükçe döndü sahneler. Oya Baydar’ın........

© Yeni Şafak