menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adalet sarsılırsa devlet sarsılır

10 0
monday

Toplumu sarsan hadiselerle karşı karşıyayız. Devleti temsil eden bir vali ve ekibinin devrede olduğu bir dava, okulların gençler tarafından silahlı basılma olayı, işçilerin haklarını savunma eylemi… İlk bakışta birbirinden kopuk gibi görünen bu gelişmeler, aslında aynı zeminin farklı yansımalarıdır. Son günlerde yaşananlar bize açık bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Türkiye'de mesele bir sistem meselesi haline gelmiştir. 

Gülistan Doku dosyası bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Yıllarca çözülemeyen, üzeri örtülen ve adeta zamana bırakılan bir süreç… Gerçekler ortaya çıktıkça mesele sadece bir cinayet olmaktan çıkmakta, bir sistem arızasını gözler önüne sermektedir. Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bir dava neden yıllarca karanlıkta kalır? Bu sorunun cevabı, adalet mekanizmasının ne kadar sağlıklı işlediğini gösterir. Çünkü adalet geciktiğinde, sadece bir dosya kapanmaz; toplumun devlete olan güveni de aşınır.

Devlet; güvenin, düzenin ve adaletin teminatıdır. Ordu, emniyet, yargı, ekonomi… Bunların her biri birer koruyucu duvardır, asıl öz, ailedir. Eğer aile zarar görürse en güçlü devlet mekanizmaları bile toplumu ayakta tutmakta yetersiz kalır. Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük krizlerden biri de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Devletin kurumlarının tartışılır hale gelmesi, ekonomide yaşanan sıkıntılar, güvenlik zafiyetleri… Bütün bunlar doğrudan aile yapısını etkilemektedir. Çünkü aile, bu yapılarla korunur. Bu kabuk zayıfladığında, öz de zarar görür. Temeller sarsılır.

Bu sarsıntının en açık yansımasını gençlikte görüyoruz. Bugün gençler büyük bir kuşatma altındadır. Çeteler, uyuşturucu ağları, sanal bahis tuzakları… Henüz hayatın başında olan gençler, kolay para, hızlı haz ve sahte kimlikler üzerinden bir çıkmazın içine çekilmektedir. Bu sadece bir asayiş meselesi değildir. Bu, bir kimlik ve yön meselesidir. Gençlik, yönünü kaybettiğinde toplum da yönünü kaybeder.

Okullarda yaşanan şiddet olayları bu tablonun bir başka boyutudur. Güvenlik önlemleri artırılıyor, denetimler sıklaştırılıyor, teknik tedbirler devreye alınıyor. Bunlar elbette gereklidir. Ancak burada kritik bir ayrımı yapmak zorundayız:

Okul güvenliği teknik bir çözümdür. Asıl çözüm ise değerler ve aile yapısıdır.

Ekonomik alanda yaşanan sıkıntılar da bu süreci derinleştirmektedir. Emeğinin karşılığını alamayan, geleceğe dair umudu zayıflayan bir toplumda, aile yapısı da zarar görür. Geçim sıkıntısı, huzursuzluk üretir; huzursuzluk ise çözülmeyi beraberinde getirir. Ekonominin bozulduğu yerde sadece piyasalar değil, aile dengesi de bozulur.

Bugün yaşanan tabloda sosyal doku zedelenmiştir. Aile zayıflamıştır. Değerler aşınmıştır. Bu aşınma, gençliği savunmasız bırakmıştır. Çeteleşme, bağımlılık, şiddet ve yönsüzlük bu boşluğun sonucudur. Eğer bu kök sebep görülmezse, alınan her tedbir geçici kalacaktır.

Tüm bu gelişmeler bizi aynı noktaya getiriyor: Sorun kişilerde değil, sistemdedir. Liyakatin zayıfladığı, kurumların işlevini yitirdiği ve karar mekanizmalarının daraldığı bir yapıda, sorunların büyümesi kaçınılmazdır. Kurumların zayıfladığı yerde sistem kişilere teslim olur. Bu da sürdürülebilir bir düzenin önündeki en büyük engeldir.

Çünkü bir toplum, kurumlarıyla ayakta kalır; ama aileyle yaşar. Ve unutulmamalıdır ki, öz sağlam değilse kabuk hiçbir şeyi koruyamaz. 

 


© Yeni Mesaj