“İnsanlar arasında gelir farkı yoktu, imece, paylaşım, yardımlaşma vardı…”
(Lurucina’dan değerli arkadaşımız Mustafa Gelener, bir zamanlar Lurucina’da hayatı anlatıyor sosyal medya paylaşmında… Mustafa Gelener, Lurucina’nın geçmişiyle ilgili “İnsanlar arasında gelir farkı yoktu, imece, paylaşım, yardımlaşma vardı” diye yazıyor. Bu değerli yazısını sayfamızda paylaşıyoruz, teşekkürlerimizle. S.U.)
“Yarın okuldan gelince zeytin tarlasına gel, biraz çayır kesip hayvanlara getirelim” dedi rahmetlik anam.
Sabah kalkıp hayvanları yedirir, sağar, evişlerinden sonra ova işleri başlardı.
Öncelikle zeytin ağaçlarının altındaki otlar orakla kesilir, ağaçların çapa işi daha kolay olurdu böylece…
Okul çıkışı ovaya gider, orakla hasıl kesmeyi öğrenirdim. Orak kullanmak çok dikkat ve tecrübe gerektirir. Bir elinizle tutugunuz çayırı, diğer elinizdeki orakla kesmek kolay değildir başlangıçta. Orağın ucunu toprağa saplamamak, keserken çok yüksekten kesmemek önemli… Kesilen çayırı demet halinde düzgün tutmak lazım. Demetler tamamlandıktan sonra yabani yulafın boyca uzun olanları sökülür, üst kısmı bağlanır, kök kısmı demetler konarak dizle bastırılan demetler sertçe bastırıldıktan sonra bağlanır…
Artık yükleme işlemi başlayacaktır. Öncelikle eşeğin altındaki karın bağı ve semerler kontrol edilir ve gergince bağlanır. İlk olarak iki demet sağ tarafa, iki demet sol tarafa gergince iple semerlere bağlanır. Ağırlık dengesi önemlidir. Daha sonra üç demet iki tarafa gergin iple bağlanır. Artık ilk yük tamam. Yüksek bir taş bağlama kenarına gidip üste binme şansınız var, bir ikinci şansınız de o zamanki ova yolları tarla seviyesinin en az bir metre altında olurdu… Büyüklerimizin söylediği fırtına ve rüzgardan korunmak için yol seviyesi alçak yapılırdı.
Zor ama güzel yıllardı…. İnsanlar arasında gelir farkı yoktu, paylaşım, yardımlaşma, imecenin olduğu yıllardı… Bugün arşivimde gördüğüm fotoğraflar bunları düşündürdü bana ve paylaşmak istedim. O yıllarda çocuk, insan sesiyle çınlayan sokaklar ve ovalar ve bugün insan, çocuk sesini tanımayan çıkmaz sokak ve ovalar… Üzülmemek elde değil…”
“Lurucina ziyareti yüreğime kazındı…”
(İbrahim Aziz, onlarca yıl boyunca ziyaret edememiş olduğu Lurucina’ya en nihayet Mart 2015’te ziyaret edebildi… Bu konuda 14.3.2015’te kendi sosyal medya sayfasında paylaştığı yazıyı, teşekkürlerimizle iktibas ediyoruz. S.U.)
En az 58 yıldır köye gidememiş, girememiştim.
Hep uzaktan, yöredeki tepeler üzerinden seyrettim bunca yıl.
1953 yılında Lûrucina Ortaokulu’nu bitirdim, oradan Lefkoşa Kıbrıs Türk Lisesi’ne geçtim.
Lûrucina Ortaokulu’na şans eseri gittim.
1950 yılında köyümüzün ilkokulunu (Bodamya) bitirince, 12 yaşında, babam beni “ne yapacağını” kara kara düşünüyordu. Okula göndermek isterdi, amma maddi gücü yoktu.
Öksüz büyüdü babam, babadan öksüz, iki buçuk yaşında.
Dayılarının yanında büyüdü.
Kırlarda sürü otlatarak.
Köy işlerinde ırgatlık yaparak.
Bütün zenginliği ailesi ve çocukları oldu.
Kendisi babasız büyüdüğü için çocuklarını hiçbir şeyden mahrum bırakmak istemedi.
Toplam dokuz evladı oldu, sadece biri kız, benden büyüğü.
Ekmeksiz, katıksız bırakmadı.
Yalınayak başıgabak bırakmadı hiçbirimizi.
Potinlerimiz, urubalarımız yamalı olsa da her zaman temiz, tertemizdi.
Sevecendi anamız ve babamız.
Geniş........
