Büyüdük... Peki Güçlendik mi?
Kuzey Kıbrıs’ın son kırk yıldaki en büyük başarılarından birinin yükseköğretim olduğunu inkâr etmek haksızlık olur.
Üniversiteler açıldı, kampüsler büyüdü, dünyanın dört bir yanından öğrenciler geldi. Çevrelerinde ev sahibinden marketçiye, taksiciden restoran sahibine uzanan bir ekonomi oluştu.
Bugün Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu (YÖDAK, n.d.), Üniversitelerarası Akademik Koordinasyon Kurulu’na katılan 23 üniversiteyi listeliyor.
Ama bu sayı kendi başına ne başarıyı ne de sorunu kanıtlar.
Büyüdük, peki güçlendik mi?
Çünkü üniversitede büyüklük ile güç aynı şey değildir. Öğrenci sayısını artırabilir, yeni binalar dikebilir, bölümler açabilirsiniz. İtibar ise yıllar ister ve bazen birkaç kötü örnekle sarsılabilir.
YÖDAK’ın 2025 yılında açıkladığı bir üniversiteye ilişkin denetim kararında, YÖK onayı bulunmayan bazı programlara öğrenci kaydı, mevzuata aykırı kabul ve yatay geçişler, akademik süreçlerde eksiklikler ve bazı programlarda asgari öğretim üyesi koşullarının karşılanmaması gibi ciddi bulgular yer aldı. Bazı programların öğretime başlama izinleri de bir yıl süreyle askıya alındı (YÖDAK, 2025a).
Bunları konuşmalıyız.
Ama bir kurumda ortaya çıkan sorunu bütün üniversitelere yüklemek de doğru değil. Mesele birkaç kötü örnekten yola çıkıp bütün sistem hakkında hüküm vermek değil. Asıl bakmamız gereken, büyümüş bir yükseköğretim sisteminin kendi içindeki sorunları ne kadar hızlı görebildiği ve düzeltebildiğidir.
Aynı sistemde uluslararası sıralamalarda görünürlük kazanan üniversitelerimiz de var. YÖDAK’ın Kasım 2025 duyurusu, birden fazla KKTC üniversitesinin THE 2026 ve QS Üniversite Sürdürülebilirlik 2026 gibi uluslararası sıralamalarda yer aldığını gösteriyor (YÖDAK, 2025b).
Dolayısıyla mesele “KKTC üniversiteleri iyi midir, kötü müdür?” kadar basit değil.
Önemli olan sistemin iyi olanı ne kadar yukarı taşıdığı, kötü olanı ne kadar hızlı ayıkladığı ve bütün bunları yaparken diplomanın güvenilirliğini ne kadar koruduğudur.
Diploma bir parça kâğıt değil, üniversitenin mezun adına dünyaya verdiği sözdür:
“Bu insan burada okudu, gereken sınavlardan geçti ve bu unvanı hak etti.”
O sözün değeri tartışmaya açıldığında üniversitenin en pahalı binası bile kaybı telafi edemez.
Bu yüzden diploma tartışmalarından çıkarılacak ders “Konuşmayalım, alan zarar görmesin” olmamalıdır.
Güvenin ilacı sessizlik değil, şeffaflıktır.
Büyümenin kazanımlarını korumanın yolu da sorunları küçültmekten değil, onları görebilen, ölçebilen ve gerektiğinde düzeltebilen kurumlar kurmaktan geçer.
Buna otomatik olarak “evet” demek istemiyorum.
Korunması gereken kurumun adı mı, yoksa yaptığı iş mi?
KKTC yükseköğretimi elbette planlanmalı. Üniversiteler denetlenmeli, programların kalitesi ölçülmeli ve diplomaların güvenilirliği korunmalı.
Ancak bütün bunların mutlaka bugünkü YÖDAK modeli içinde yapılması gerektiğine dair değişmez bir kural yok.
YÖDAK bugün yükseköğretimde planlama, değerlendirme, akreditasyon ve koordinasyon işlevlerini aynı yapı içinde üstleniyor. European Association for Quality Assurance in Higher Education’ın (ENQA, n.d.) güncel kayıtlarında YÖDAK’ın statüsü “Affiliate”; aynı kayıtta EQAR statüsü “Not Registered” olarak yer alıyor.
Bu statüler tek başına YÖDAK’ın yetersiz olduğunu, KKTC diplomalarının değerini ya da kurumun fiilî performansını kanıtlamaz.
Ama daha iddialı bir hedef koymamıza da engel değildir:
Uluslararası dış değerlendirmeye açık, bağımsızlığı güçlü ve kalite güvence sistemi uluslararası alanda daha fazla tanınan bir yapı.
Burada düşünmemiz gereken temel sorulardan biri şu:
Sistemi planlayan kurumla, o sistemin kalitesini bağımsız biçimde sorgulayan kurum aynı olmak zorunda mı?
YÖDAK daha bağımsız, profesyonel ve şeffaf bir yapıya dönüştürülebilir. Planlama ve koordinasyon bir yerde, kalite güvencesi ve akreditasyon başka, daha bağımsız bir yapıda toplanabilir. Yerel denetim, uluslararası bağımsız kalite kuruluşlarının periyodik dış değerlendirmeleriyle de desteklenebilir.
Kısacası kendimize yalnızca kendimiz not vermemeliyiz.
Hangi model seçilirse seçilsin, önemli olan adı değil; bağımsızlığı, uzmanlığı, şeffaflığı ve ölçülebilir sonuç üretme kapasitesidir.
YÖDAK kalabilir, dönüşebilir, görevleri ayrılabilir veya bugünkü model yerini daha iyi bir modele bırakabilir.
Kurumlar amaç değil, araçtır.
Korunması gereken YÖDAK’ın adı değil, yükseköğretimin kalitesidir.
Öğrenci statüsü insan ticareti ve cinsel sömürü amacıyla kötüye kullanılabiliyor mu?
Bu soruyu dikkatli sormak gerekiyor.
Seks işçiliği, insan ticareti ve zorla cinsel sömürü aynı şey değildir. Bunları birbirine karıştırmak meseleyi yanlış anlatır ve insanları haksız biçimde damgalayabilir.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2025 İnsan Ticareti Raporu, Kıbrıs’ın kuzeyine ilişkin bölümünde insan tacirlerinin kadın öğrencileri apartmanlarda seks ticaretine, erkek öğrencileri zorla çalışmaya sürüklediğini; öğrencileri suç işlemeye de zorlayabildiğini belirtiyor. Aynı tespit bir önceki yılın raporunda da bulunuyordu (U.S. Department of State, 2024, 2025).
Bu bir mahkeme kararı değildir.
Ama önemli bir uluslararası raporda yer alan ciddi bir tespittir.
Burada kanıtla iddiayı da birbirine karıştırmamak gerekiyor. Elimizdeki kaynaklar sorunun ne kadar yaygın olduğunu ölçmeye yetmiyor. Dolayısıyla sistematik ve yaygın bir kötüye kullanımın kanıtlandığını söylemek doğru olmaz.
Buna karşılık ciddi risk işaretleri varsa, öğrenci statüsünün kötüye kullanılmasını önlemesi gereken mekanizmaların gerçekten çalışıp çalışmadığını sormak zorundayız.
Mart 2025’te bir milletvekili Meclis kürsüsünde, bazı kadınların ülkeye getirildikten sonra öğrenci olarak kaydedildiğini ve fuhuş yaptırıldığını iddia etti (“Doğuş Derya,” 2025).
Bu bir iddiadır, kesinleşmiş mahkeme kararı........
