menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BARİ DİNİMİZİ KÜRTÇE ÖĞRETİN!

5 0
previous day

Harun Reşid, bir Cuma günü Behlül Dânâ Hazretlerine der ki:

“Bugün namaza gelenleri öğle yemeğine çağır, onlara yemek hazırlatacağım.”

Behlül Dânâ “tamam” diyerek cuma namazına gider.

Namaz bittikten sonra cami kapısından çıkan cemaate tek tek sorar: “İmam hutbede ne anlattı?”

Koca Bağdat Camisi'ni dolduran cemaatten sadece üç kişi bu soruya cevap verir; diğerlerinden hiçbiri imamın ne anlattığını bilmiyorlar.

Behlül Dânâ da sadece bu üç kişiyi yanına alarak saraya gider.

Harun Reşid, Behlül Dânâ’nın sadece üç kişiyle geldiğini görünce şaşırarak:

Ben sana namaza gelenleri davet et dedim, sen sadece üç kişiyi getirmişsin, der.

Behlül Dânâ cevap verir: Evet, “namaza gelenleri davet et” dedin. Namaza sadece bu üç kişi gelmişti; diğerleri camiye gelmişti, namaza değil.

Geçenlerde Başkale’nin bir köyünde cuma namazı kılarken Behlül Dânâ’nın bu kıssası aklıma geldi. Cemaatin tamamı Kürt, aralarında tek bir Türk yok; ancak imam Türkçe vaaz veriyor, Türkçe hutbe okuyor.

Eğer Behlül Dânâ’nın yaptığı gibi namaz çıkışında cemaate “İmam ne anlattı?” diye sorsak, cevap verecek kişi sayısı Behlül Dânâ’ya cevap verenlerden pek fazla olmayacaktı.

Bu durum, cemaatin imamı dinlemediği anlamına gelmiyor; cemaat imamı dinliyor ancak imamın ne anlattığını anlamıyor. Sadece bakıyorlar. Çünkü camiye gelenlerden binlerce Kürt erkeği Türkçeyi ya askerde ya da zorla bir marş okutularak öğrenmiştir. Kadınlar arasında ise hâlâ Türkçe tek bir kelime dahi bilmeyen yüz binlerce Kürt kadını var.

Siz bu insanlara Türkçe ile Allah’ı ve Peygamberini ne kadar anlatsanız dahi hiçbir şey anlayamazlar. Çünkü anlatılan dil onun bildiği bir dil değildir.

İslam geldiğinde, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Arap bir toplum içinde doğduğu için Kur'an-ı Kerim Arapça indirilmiştir.

Böylece halkın anladığı dilden konuşulmuştur ki insanlar verilen mesaja sahip çıksın ve anlatılan güzellikler tesir etsin, bir fayda göstersin.

Özellikle dinden uzaklaşılan bir dönemde bu konu son derece önemlidir.

“O'nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.” (Rum, 30/22)

Madem dillerinin farklı olması göklerin ve yerin yaratılması gibi Allah’ın sonsuz kudretinin delillerindendir, o hâlde farklı dilleri korumak en başta Diyanet İşleri Başkanlığına düşer.

Diyanet, farklı dillere sahip çıkmalı; her bölgenin dili ve kültürü neyse, o halkın içinden yetişmiş, o dili konuşan imamları görevlendirmelidir. İmamlar, halkın diliyle halka hitap etmelidir.

"Bu durum devletimize zarar verir" düşüncesine kapılanlar şunu bilmelidir ki:

Bizi beton gibi birbirimize bağlayan İslam’dır. Madem bizi birbirimize bağlayan İslam’dır, o hâlde İslam’ı anlaşılır kılarak güçlendirin ki devlet de güçlü olsun!


© Van Havadis