menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seçimi ortadan kaldırmadan içini boşaltmak…

32 0
01.05.2026

Sandık kuruluyor, oy pusulaları basılıyor, kampanyalar yapılıyor. Ama sonuç neredeyse baştan belli. Kazanmanın önceden yazıldığı seçimler vardır. İşte Türkiye’de yapılmak istenen bu!

Hani diyorlar ya, sanki normal bir şeymiş gibi “Erdoğan kaybedeceği seçime girmez”…  Bu cümleyi, anti demokratik bir söylem olduğunu düşünmeden herkes söylüyor. Çünkü ülke artık demokratik uygulamaların giderek aşındığı bir rejimle yönetiliyor ve herkes bunu içselleştirdi.

Modern otoriterlik, klasik darbelerin yerini alan daha sofistike bir yöntemle ilerliyor. Seçimi ortadan kaldırmadan, içini boşaltmak…

Bugün Recep Tayyip Erdoğan’dan Viktor Orbán’a, Vladimir Putin’den Nicolás Maduro’ya kadar birçok lider, sandığı bir meşruiyet aracına dönüştürürken, muhalefeti etkisizleştiren çok katmanlı bir strateji izliyor, izledi.

Muhalefeti böl, zayıflat ve yalnızlaştır

Otoriter iktidarların ilk hamlesi, güçlü bir muhalefetin doğmasını engellemektir. Bunun yolu yalnızca baskı değil, aynı zamanda bölme ve parçalama siyasetidir. Parti içi krizlerin teşvik edilmesi, liderlik tartışmalarının körüklenmesi, ittifakların dağıtılması gibi…

Türkiye’de muhalefet bloklarının sık sık iç gerilimlerle gündeme gelmesi tesadüf değil. Bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin yeniden parti yönetimine dönme beklentisiyle siyaset sahnesinde konumlanması da tartışmaların merkezinde. Bu tür iç iktidar mücadeleleri, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütünlüklü bir muhalefet hattı kurmasını zorlaştırırken, iktidarın karşısındaki dengeyi zayıflatıyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo, yalnızca bir parti içi rekabet değil; geniş ölçekte muhalefetin etkisizleşmesi ve bunun da Adalet ve Kalkınma........

© T24