menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Saramago’nun Görmek romanıyla bugüne bakmak

32 0
23.10.2026

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Saramago’nun Görmek romanını okumaya başladığını söyleyen bir paylaşıma rastladığımda, ne zamandır aklımda olan bu roman üzerine yazmak istedim. Romanı okuyanların bugün “liberal demokrasi” mitinin çöküşünü izlerken Saramago’nun muhteşem anlatısını hatırlamaması mümkün değildi çünkü. Ben de bir yandan Türkiye’ye, bir yandan Fransa’ya, Arnavutluk’a, İtalya’ya, Yunanistan’a ve hatta Brezilya’ya bakarken sık sık Saramago’nun olağan bir seçim gününü anlatarak başladığı romanını düşünüyordum.

Her şey yağmurlu, kasvetli ama olağan bir seçim günü, bilmediğimiz bir kentte başlar. Romanın ilk sayfalarında, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında sandık başındaki görevine giden bir sandık görevlisinin çabasına tanık oluruz. Her şeye rağmen sabah saatlerinde sandıklar açılmış, görevliler oylarını kullanmış ancak saatler geçmesine rağmen beklenen seçmenler sandık başına gelmemiştir. Şaşkınlık ve tedirginlik bir süre sonra sona erer çünkü sandıklar kapanmadan seçmen kalabalığı sakin bir şekilde sökün eder, oylar olağan şekilde kullanılır, sandıklar büyük bir ciddiyetle kapanır. Ancak oy sayımına geçildiğinde sandıklardan hiç beklenmedik bir sonuç çıkar: Seçmenlerin çok büyük bir çoğunluğu sandığa sadece boş beyaz kâğıt bırakmıştır. Yetkililer böyle bir sonuç beklemiyordur; çünkü o ana kadar ortada ne bir boykot çağrısı ne bir protesto ne de ortak alınmış bir kararın izleri vardır... Ama adeta sözleşilmiş gibi sandıklardan balya balya boş oy çıkar.

Hükümet panikler ve ikinci bir seçim düzenler. Yine aynı kentte olağan bir seçim günü yaşanır. Seçmenler büyük bir ağırbaşlılıkla seçim merkezlerine gelir, sakin tavırlarla oylarını kullanırlar; ancak bu kez sonuç egemenler için daha da kötüdür. Çünkü birinci seçimde yüzde 70 olan beyaz oy oranı bu kez yüzde 80’lerin üzerine çıkmıştır. Hükümet daha da panikler. Demokrasiye yönelik bir komployla karşı karşıya olduklarını iddia ederek bir dizi önlem almaya karar verirler. İlk önlem, olağanüstü hal ilan ederek anayasal hakların askıya alınmasıdır. Olağan seçim oyununu bu kez egemenlerin istediği gibi oynamayan seçmene kesilen ceza, tüm haklarının elinden alınmasıdır. İktidar bununla da yetinmez; kent halkını cezalandırmak için kentten çekilir, bütün kamu hizmetlerini yüzüstü bırakır. Ancak kent halkı, kentin işlerini hiçbir aksaklık yaşanmadan sürdürmeyi başarır. Hükümet artık gereksizleşmiştir. Attıkları her adımla sorunu daha da büyüten yetkililer, bunun üzerine komployu daha derinlerde aramaya karar verir ve komplonun liderini aramaya koyulurlar. Bu noktada roman, bir dizi gelişmeyle Saramago’nun daha önce yazdığı Körlük romanına bağlanır.

Saramago’nun Görmek romanı; seçimlerde yurttaşlardan bekleneni, kuralları içinde kalarak reddeden bir kent halkının görünmeyen direnişi üzerinden liberal demokrasinin “seçim oyunu”nun çöküşünü anlatır. Aynı zamanda liberal demokrasinin, egemenliğin yurttaşta olduğu yalanına bizleri ikna ederek sürdürdüğü işleyişini, bu illüzyonu “görerek” reddettiğimiz andan itibaren nasıl bir kriz içine düştüğünü “gösterir".

Görmek’in Türkiyeli okurları olarak Saramago’nun ifşa oyununun bizleri karmaşık düşüncelere sevk etmesi doğal. Çünkü biz “seçim fetişizminin”, bu ülkede bugün yaşanmakta olan çöküşün nedenlerinden biri olduğunu biliyoruz. Bu ülkenin yurttaşları yıllarca, tıpkı Saramago’nun sakin ve vakur halkı gibi, haklarına yönelik her türlü darbe karşısında sakin davranmaya ve siyasilerin popüler deyimiyle “AKP’nin oyunu”na gelmemeye çağrıldılar. Sonra da sadece seçim günü dışarı çıkıp oylarını kullanarak “oyunun bozulacağı” illüzyonuna inanmaya koşullandırıldılar. Seçim oyununun olağan yasaları çiğnendiğinde, örneğin mühürsüz zarflar geçerli sayıldığında ekran başında oturmaya ikna edildiler. Bu ve benzeri yasa dışılıklar yaşandıktan sonra “yapıcı siyaset” iddiasıyla........

© soL