Hukuk ve yargıda çürümeler
Hukuk ve yargı birbirinden koparılacak alanlar değil. İkisi birbirini besleyerek geliştirip ilerletiyor, düzeni ve adaleti sağlıyor ya da birbirlerini çürümeye, eşitsizliğe, adaletsizliğe sürüklüyor.
Anayasaya göre “bağımsız ve tarafsız” olan yargının yetkisi ve işlevi büyük. “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak” vicdani kanaatlere göre hüküm verilirken bir yandan usul hukuku başta olmak üzere silahların eşitliği ilkesine uyulması, bir yandan bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine uygun olarak hukukun sözü ve özüyle yorumlanması, bir yandan da içtihatlarıyla hukuka değer katılması söz konusu. Denetim düzenekleriyle kararları kesinleşen bir kurum yargı.
Öte yandan hukuk, yargı ve bütünüyle devlet ekonomik, siyasal, toplumsal ilişkilerden soyutlanacak araçlar değil. Sonuçta çürüme, yönetememe genel.
Hukuk ve yargıya dönersek; hak ve özgürlükleri tanımlayıp sınırlandıran, buyruk, yasak ve yaptırımları koyan, görev, yetki, sorumluluk ve yükümlülükleri belirleyen, düzeni hukuksal meşruiyet kılıfına sokan bu ikili en etkin ve bağlayıcı düzenleme ve denetim araçlarından.
Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri”ni belirten 2. maddesindeki “adalet anlayışı” içindeki ilkelere dayanan “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti”, 5. maddesindeki “devletin temel amaç ve görevleri”, 10. maddesindeki herkesin “ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olması”, İkinci Kısmındaki “temel hak ve ödevler”, 36. maddesindeki “hak arama özgürlüğü” ve “adil yargılanma hakkı” hükümleri ve bütünü okunduğunda ne kadar iyi niyetli, masum bir görüntü var değil mi?
Burjuvazinin bağımsızlık, tarafsızlık, demokrasi, adalet ve eşitlik yanılsaması hukuk ve yargıyla perdelenirken, gerçekte üstü örtülen sınıflı toplum ve sömürü düzeni oluyor. Hukuk ve devlet bu ekonomik ve toplumsal ilişkilerin ürünü. Egemen sermaye sınıfı ve siyasal iktidar hukukla oynayarak düzenini sürdürmekte, yasama organı bu yönde araç olarak kullanılmakta. Kapitalizmin ve emperyalizmin........
