menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neden enkaz altında kaldık? (7): Herkesin herkesi kandırdığı yapı denetim sistemi

12 0
07.09.2026

Aslında bu sistemde kimse bütünüyle kandırılmış da değil. Yapı denetim kuruluşu müteahhidin kendisinden gerçek bir denetim istemediğini biliyor. Müteahhit, denetim kuruluşunun hangi ekonomik ve idari baskılar altında çalıştığını biliyor. Şantiye şefi ile ustalar denetçinin her imalatı görmesinin fiilen mümkün olmadığını biliyor. İlgili idare, dosyadaki imzaların her zaman sahadaki denetimi göstermediğini biliyor. Bakanlık, sistemdeki ücret, personel, yetkinlik ve veri sorunlarını biliyor. Yurttaş ise ruhsat ve iskânı görünce yapının kamu otoritesinin güvencesinden geçtiğini sanıyor.

Herkes, diğerinin neyi yaptığını ve neyi yapmadığını biliyor; fakat evraklar tamamlandığında yapı denetlenmiş kabul ediliyor.

Bu nedenle yapı denetim sistemimiz yalnızca bir “denetimsizlik” sistemi değildir. Aynı zamanda kusur ortaya çıktığında sorumluluğun üzerine bırakılabileceği imzalı insanlar üreten bir sistemdir.

17 Ağustos’tan sonra nasıl başladık?

17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremleri, fennî mesullük adı verilen eski düzenin işlemediğini bütün ağırlığıyla göstermişti. Bunun üzerine 10 Nisan 2000’de 595 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çıkarıldı. Yirmi yedi pilot il için tasarlanan bu model; yapı denetim kuruluşlarının kapasitelerine göre sınıflandırılmasını, mali sorumluluk sigortasını ve meslek odalarının vereceği uzmanlık belgesini öngörüyordu.

Kararname Anayasa Mahkemesince iptal edilince 13 Temmuz 2001’de 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun yürürlüğe girdi. Ancak yeni kanunda mesleki sorumluluk sigortası ve meslek odasının yetkinlik değerlendirmesi korunmadı; denetim hizmet bedeli de düşürüldü. Sistem önce 19 pilot ilde uygulandı, 13 Temmuz 2010 tarihli kararla 1 Ocak 2011’den itibaren bütün ülkeye yayıldı (TMMOB Yapı Denetim Raporu; Bakanlığın ülke geneline geçiş duyurusu).

2011 yılında ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yapı denetim sistemiyle ilgili teftiş raporu var. Tarih sıralamasını doğru kurmak gerekiyor: Ülke geneline geçiş kararı 2010’da alınmış, uygulama 1 Ocak 2011’de başlamıştı. Bakanlık müfettişlerinin sistemdeki vahim kusurları ortaya koyan raporu ise 2011’de düzenlendi. Dolayısıyla rapor yaygınlaştırma kararından önce değil; sistemin bütün ülkede işletilmeye başlandığı yıl tamamlandı.

Fakat bu ayrıntı idarenin sorumluluğunu azaltmıyor. Tam tersine, ülke çapındaki uygulamanın daha ilk yılında sorunlar resmî olarak görülmüş olmasına rağmen sistem durdurulup düzeltilmedi. Raporun dört yıl bekletildiği, 2015’te “eksikleri tamamlansın” diye müfettişlere geri gönderildiği, müfettişlerin ise raporun eksiksiz olduğunu belirterek aynı şekilde yeniden sunduğu anlaşılıyor.

Üstelik tespitler tali eksiklikler değildi. Sistemde denetim sorumlusu görünen kişilerin yaklaşık yarısının kimlik bilgilerinin yanlış, sahte veya mükerrer olduğu; denetçilerin çoğunluğunun emekli (yaşlı) olduğu; veri güvenliğinin bulunmadığı; laboratuvar sonuçları olmadan işlem yapılabildiği; ölmüş mühendislerin dahi kâğıt üzerinde denetçi gösterilebildiği belirlenmişti. Müfettişler sahadaki uygulamaların kontrol dışı kaldığını ve mühendislik bakımından etkili bir kontrol bulunmadığını söylüyordu (BBC Türkçe’nin ulaştığı rapora dayanan haber).

Demek ki sorun bilinmiyordu diyemeyiz. Sorun kayda geçirilmiş, sonra kaydın üzeri örtülmüştü.

Bir binayı denetlemek neden bir daireyi satmaktan daha değersiz?

İnşaat Mühendisleri Odasının yıllardır yaptığı bir kıyaslama, sisteme verilen değeri bütün açıklığıyla gösteriyor.

595 sayılı düzenlemede yapı denetim hizmet bedeli, yapı yaklaşık maliyetinin yüzde 4’ü ile yüzde 8’i arasındaydı. Bu oran 4708 sayılı Kanun döneminde önce yüzde 3’e, daha sonra yüzde 1,5’e kadar indirildi. İMO, yapının projelerini, zeminini, taşıyıcı sistemini, malzemesini, betonunu, elektrik ve mekanik tesisatını yapım boyunca denetlemesi beklenen kuruluşun aldığı bedelin bir emlak komisyonundan bile aşağıya çekildiğine dikkat çekti (İMO 3. Yapı Denetimi Sempozyumu Sonuç Bildirgesi).

Elbette iki ücretin hesaplandığı matrah aynı değildir: Emlak komisyonu satış bedeli, yapı denetim ücreti ise Bakanlıkça belirlenen yaklaşık yapı maliyeti üzerinden hesaplanır. Fakat kıyaslamayı daha da çarpıcı yapan budur. Bir dairenin satışına aracılık eden kişi bir defalık işlem için satış değerinden pay alırken, binanın yıllara yayılan teknik denetimini üstlenen kuruluş çok daha düşük bir ücrete mahkûm edilmektedir.

2025’te hizmet bedelleri yapının büyüklüğü ve öngörülen süresine göre yeniden kademelendirilmiş olsa da bir yıl içinde bitirilecek yapılarda oranlar bugün de yapı büyüklüğüne göre yüzde 1,25 ile yüzde 1,75 arasındadır. Ayrıca 500 metrekareye kadar olan yapılarda yapı sahibinin denetim kuruluşunu seçebilmesine yeniden izin verilmiştir (güncel Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği, md. 21 ve 26).

Düşük ücret; görevini ihmal eden kuruluş veya mühendise mazeret oluşturmaz. Fakat düşük bedelle gerçek denetim beklemek de kamu yönetimi değildir. Geliri sürekli azaltılan kuruluş personel sayısını asgariye indirir, mühendise düşük ücret verir, deneyimli çalışanı sahada tutamaz. Sonunda emekli mühendislerin diplomalarının kullanıldığı, genç mühendislerin yalnızca imzasına ihtiyaç duyulduğu, denetim ziyaretlerinin kâğıt üzerinde kaldığı bir piyasa oluşur.

Sektör derneklerinin açıklamaları, kuruluşların menfaatleri gözetilerek elbette eleştirel okunmalıdır.........

© Serbestiyet