menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet Ermiş Muradına

11 0
29.08.2026

Yıldıray Oğur dün izlediğim mülakatında gazeteci-yazar Muhsin Kızılkaya’ya son dönemin en merak edilen siyasî sorularından birini sordu: “Devlet Bahçeli’nin tutumundaki büyük değişikliği nasıl açıklıyorsun?” Kızılkaya gülerek, “Ermiş herhalde. Ermişlikle açıklıyorum” cevabını verdi.

Gerçekten de açıklanması gereken önemli bir değişiklik var. Abdullah Öcalan’ın örgütün lağvedildiğini açıklamak üzere Meclis’e gelmesinden “umut hakkı”na kadar uzanan çıkışları yapan kişi, hayatını Türk milliyetçiliği içinde geçirmiş, MHP’yi yaklaşık otuz yıldır yöneten ve PKK ile “Kürtçü bölücülük” karşıtlığında Türkiye siyasetinin en sert çizgilerinden birini temsil etmiş Devlet Bahçeli.

Fakat  Türkiye’nin tehdit ve güç haritasının değişmesi bence Bahçeli’deki değişimin esas sebebi. PKK Türkiye içinde askerî bakımdan büyük ölçüde zayıflarken, Türkiye dışındaki Kürt siyasî alanlarının bölgesel ağırlığı arttı. İran’ın bölgesel nüfuzunun gerilemesi Türkiye’nin önünde yeni bir alan açarken, İsrail başta olmak üzere Kürtlerle ilişki ve ittifak kurmak isteyen güçlerin ilgisi de büyüdü. Türkiye’nin kendisinin de güçlenmesi, bu yeni tabloya eski güvenlik paradigmasından farklı bir cevap verebilmesini mümkün kıldı.

Kürt meselesinin jeopolitiği değişti

Türkiye Cumhuriyeti, dağılmış bir imparatorluğun enkazından kurtulabilen bir coğrafyada kuruldu. Osmanlı’nın dağılmasıyla oluşan travmanın çok diri olduğu bu tarihî ortamda ülke bütünlüğü Cumhuriyet’in güvenlik anlayışının merkezine yerleşti. Kürt meselesi de özellikle PKK’nın ortaya çıkmasından sonra bu kaygının en önemli adreslerinden biri oldu.

Ankara uzun süre Türkiye dışındaki Kürt siyasî hareketlerinin güçlenmesinin kendi Kürtleri üzerinde çekim yaratacağından endişe etti. Irak ve Suriye’de oluşabilecek Kürt siyasî yapıları bu nedenle güvenlik tehdidi olarak görülürken, Türkiye Kürtlerinin sınırın ötesindeki dil, kültür ve akrabalık bağları da potansiyel güvenlik açıkları olarak değerlendirildi.

Son otuz yılda ise Türkiye dışındaki Kürt dünyasının siyasî ağırlığı büyük ölçüde arttı. 1991 Körfez Savaşı’nın ardından gelişen Irak Kürt özerkliği, 2003 Irak işgalinden sonra parlamentosu, hükûmeti, güvenlik güçleri, enerji kaynakları ve dış ilişkileri bulunan anayasal bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne dönüştü. Suriye iç savaşı sırasında ise Türkiye’nin güneyinde, PKK ile güçlü bağları bulunan kadroların etkili olduğu ve ABD ile doğrudan askerî ortaklık kurabilen ikinci bir Kürt siyasî ve askerî alanı ortaya çıktı.

Suriye’de bu yapının 2026’da feshedilerek askerî ve sivil unsurlarıyla Suriye devletine entegre olması Kürtlerin siyasî ve toplumsal varlığını ortadan kaldırmadı; alternatif silahlı egemenlik alanını ortadan kaldırdı. Irak ve Suriye tecrübelerinin ardından Kürtler artık Ortadoğu’nun kalıcı ve etkili siyasî aktörlerinden biri haline geldiler.

Aynı dönemde bölgesel güç dengesi de değişti. İran uzun yıllar Irak ve Suriye’de Türkiye’nin hareket alanını sınırlayan başlıca nüfuz merkezlerinden biriydi. İran’ın bölgesel gücünün gerilemesi, özellikle Irak-Suriye hattında Türkiye’nin önünde daha geniş bir hareket alanı açtı. Fakat İran’ın geride bıraktığı alanın Türkiye tarafından kendiliğinden doldurulacağının hiçbir garantisi yok.

Kürtlerin bölgesel ağırlığı arttıkça onlarla ilişki kurmak isteyen güçlerin iştahı da arttı. ABD’nin Suriye’de SDG ile kurduğu askerî ortaklık bunun en açık örneğiydi. İsrail’in Kürt siyasî aktörlerine yönelik ilgisi ise Ankara açısından daha hassas bir ihtimali gündeme getiriyor: Türkiye’nin güneyindeki Kürt alanlarının, Türkiye’yi dengelemek isteyen bölgesel veya küresel güçlerin doğal ortaklarına dönüşmesi.

İran’ın gerilemesi ile Kürtlerin yükselişi bu nedenle Türkiye açısından birbirinden bağımsız gelişmeler değil. Birincisi Türkiye’ye yeni bir bölgesel alan açarken, ikincisi bu alanda Kürtlerle nasıl bir ilişki kurulacağını daha önemli hâle getiriyor. Türkiye’nin önündeki mesele artık yalnız Kürtlerin güçlenmesi değil, bu gücün hangi bölgesel eksenle beraber hareket edeceği.

Eski stratejinin maliyeti

Üstelik Türkiye içinde ters yönde bir gelişme yaşandı. PKK’nın ülke içindeki askerî hareket alanı büyük ölçüde daraldı. Türkiye Irak ve Suriye’de sınır ötesi askerî varlık gösterebilen, savunma sanayii ve istihbarat kapasitesi önemli ölçüde artmış, güvenlik tehditlerine sınırlarının ötesinde müdahale edebilen bir ülkeye dönüştü.

Ortaya paradoksal bir tablo çıktı: Türkiye içindeki silahlı Kürt tehdidi zayıflarken, Türkiye dışındaki Kürtlerin........

© Serbestiyet