12 Nisan Orban’ın son seçimi mi?
12 Nisan’da yapılacak Macaristan seçimleri, dünya kamuoyu tarafından endişeli bir merakla takip ediliyor. 2010 Genel Seçimlerinden beri katıldığı her seçimi kazanan iktidar partisi Fidesz ve başbakan Viktor Orban bu seçimlerde geride olan taraf gibi gözüküyor. Buna rağmen muhalefeti büyük oranda birleştiren Tisza Partisi ve lideri Peter Magyar ise seçime giden bu günlerde üst üste çeşitli skandallarla uğraşıyor. Kimilerine göre iktidarın operasyonu kimilerine göre ise Peter’in sorumsuzluğu ile açıklanmaya çalışan bu olaylar hâli hazırda oldukça çekişmeli giden bu seçimde gerginliği artırıyor. Avrupa’daki illiberal akıma karşı demokrasi ile bir karşı koyuşun olup olamayacağını tayin edecek bu seçim, büyük bir önem taşıyor.
Başbakan Viktor Orban ve partisi Fidesz siyaset sahnesine ilk çıktığı zamanlarda Avrupa Birliği yanlısı, merkez veya merkez sağ liberal, oldukça demokratik bir söylem benimsiyordu. 2010 yılından bugüne kadar gelen iktidarından önce de Macaristan siyasetini kasıp kavuran bir söylemle pek çok kez seçimlerde yükselse de bir türlü istikrarlı bir şekilde hükümet kuramıyordu. 2002 Seçimleri’nde birinci parti olsa da çoğunluğu bulamayınca muhalefette kalmış, ardından gerçekleşen 2006 seçimlerini de sosyal demokrat Macaristan Sosyalist Partisi’ne (MSZP) kaybetmişti. MSZP’nin bu dönemi ise korkunç bir deneyimle sonlanmıştı. Koalisyon içi karmaşa, ekonomideki sorunlar ve dönemin başbakanının Öszöd Konuşması olarak da bilinen, yönetim içindeki bütün skandalları olabildiğince sert bir şekilde kamuoyuna aktardığı açıklamanın da etkisiyle MSZP; 2010 seçimlerini Fidesz’e kaybetti.
Ezici bir çoğunlukla seçimi kazanan Orban ve Fidesz merkez sağ programını yürürlüğe koydu. O zamanlar Avrupa Halk Partisi (EPP) üyesi olan Fidesz, diğer AB ülkelerinden de aşina olduğumuz hristiyan demokrat doktrini uyguluyordu. Lakin, Orban’ın 2002 deneyiminden çıkardığı bir sonuç vardı ki seçim sistemi, uzun vadeli olarak politikalarını uygulayabilmeleri için oldukça çoğulcuydu. 2011 yılında hükümette istikrar için milletvekili sayısı 386’dan 199’a indirildi. 2012 yılında değişen Anayasa ile iki turlu karma sistem kaldırıldı ve tek turlu hâle getirildi, bu durum dar bölge seçim sisteminin seçim bölgesi sınırlarındaki değişikliklerle “kazanan hepsini alır” mantığının önünü açtı. Bütün bunlar sayesinde 2014 yılında oyları yüzde 8 civarı azalmış olup yüzde 44.11 düşse de Fidesz, meclisteki sandalyelerin neredeyse 3’te 2’sini kazanmıştı.
Muhalefet ise dağılmış durumdaydı. MSZP’nin Öszöd Konuşması Krizi halkta Sovyet travmasından kalan sola karşı olan antipatiyi daha da artırmış; Jobbik gibi Fidesz’in de daha sağında yer alan antisemitik, aşırı sağcı partiler parlementoda söz sahibi olmuştu. 2002 yenilgisi, Öszöd Konuşması Krizi ve Anayasa değişikliği gibi kırılma noktalarıyla Fidesz’in pozisyonu zamanla daha da sağa kayıyordu.
2015 Avrupa Birliği Mülteci krizi Orban iktidarının bugüne gelişinde önemli bir kırılma noktası oldu. AB’nin sağlamaya çalıştığı insani yardım paketleri ve sığınmacı kotasını reddeden Macaristan, Sırbistan sınırına tel örgü çekmiş ve “Hristiyan Avrupa’yı koruma” sözünü vermişti. Bu söylem sadece dış politikayı değil iç politikayı da sarmış, kültürel milliyetçi söylem mecliste hayli kullanılır hâle gelmişti. 2014 Seçimleri’nde meclise giren aşırı sağçı Jobbik Partisi ise bu söylemi daha da radikalleştirerek etnik milliyetçi bir söylem hâline getirmişti.
Fidesz seçmeni için dahi radikal olan bu parti, 2018 seçimlerinde 2. parti olarak ana muhalefet konumuna yükseldi. Burada belirleyici olan bir diğer faktör ise MSZP’nin bölünmesiydi. Öszöd konuşması ile istifa eden eski başbakan Ferenc Gyurcsany, Demokratik Koalisyon (DK) isimli bir oluşumla Avrupa’ya daha da entegre olmayı savunuyordu. Sosyal liberal, üçüncü yolcu bu sapma Macaristan’ın o yıllarda başlayan AB’den kısmi kopuş ve yarı otoriterleşme yolunu bize göstermektedir. 2018’den sonra ise aşırı sağdan, sola kadar geniş bir yelpazede bölünmüş olan........
