Ali Keskin: Yoldaşlıkta, dostlukta “Mahir Alınteri”
Gün usulca karardı pencerede, Gece oldu. Lambaya bakıyordum Camda yalnızlığı gördüm, derinde. Baktım ki başıboş bir sokak, Mutsuz…
Bütün yalnızlıklara, başıboş bütün sokaklara rağmen Mahir Alınteri’nin (Ali Keskin) ceplerinde ‘sarı leblebi’ misali yüzlerce umudu vardı. Yorgunları, sıkkınları, umutsuzluk gayyasına düşmek üzere olanları o müthiş sezgisiyle yakalar tam anlamıyla deva olmayacağını bilse de birer ‘leblebi’ verirdi. Hüzünlenmeyi yasaklamıştı kendisine -ve herkese- ama öfkelenmek serbestti!
Bazı insanlar adeta öyle doğmuş gibidir, onları bildiğinizden beri öyledirler sanırsınız. Değildir oysa. Hayatı zorluk ve zorbalıkla geçmiş Mahir’in, bazen laf çocukluğuna, ilk gençliğine geldiğinde usul usul ve abartmadan anlatırdı. Bugün bile gözümün önünde o içli ama yakınmasız ses tonu..
Sonra yolu ihtilalcilerle kesişmiş, iyi ki de kesişmiş. Kendini şanslı sayardı, TİKB ile nasıl tanıştığını, öğrendiklerini, faaliyet yürütürken yaşananları, serüvenlerini anlatırdı toplasan ancak günleri bulacak kısacık birlikteliğimiz sırasında.
“En kırılgan yerimden tut beni”
İnsan bazen en kırılgan yerinden tutulmak ister, çünkü bir insanı tanımak ancak kendini bütün zayıflıklarıyla ortaya koyduğu o incecik cam kırıklarının yayıldığı yerdir. Hayatına aralıksız batan ve her defasında ruhunu acıtan yerdeki kırıklıkları bir bir temizlemeye çalışmak hem cesaret hem maharet ister. İçtenlikle solunan devrimci bir paylaşım ihtiyacının nabız gibi attığı yerdir orası. Kendini büyük bir açıklıkla sunan Mahir’deki o cam kırıklarını mücadele içinde birer birer temizlemesini, onu fikren ve ruhen geleceğin dünyasına hazırlayacak şekilde bütünlemesini bildi örgütü.
Anlatmaktan yorulmazdı, sessizliğe izin vermezdi… Kayıtsız görünümü altında aslında çocukluktan başlayarak nasıl derya deniz deneyimler biriktirdiğini usul usul, bazen karşı tarafta nasıl bir etki yarattığının farkına varmaksızın anlatırdı. Bazı bölümlerinde heyecanlanır Arapça, Türkçe sözcükleri arka arkaya ekler, üslubu, biçimi bırakır, bedenini, koca koca açtığı gözlerini devreye sokarak “hayatımın bu........
