menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alkışın ortasında, sanatçılar nerede duruyor?

19 0
12.09.2026

“NAZA” gibi soykırım gerçekliğini ortaya koyan bir belgeseli izlemeye başlamadan önce sorulması gereken bir soru var: Eserine konu ettiği soykırım sürerken sanatçı nerede, ne yaşıyor, ne yapıyor?

Yuval Abraham ve Rachel Szor’un, “No Other Land” sonrasında yaptıkları “NAZA”, Gazze’deki soykırımı mümkün kılan eylemleri ve mekanizmaları anlatıyor. Film, İsrail istihbaratından ve işgal ordusundan 24 kişinin tanıklıklarına dayanıyor; konuşanlar anonim. Venedik gösteriminde 25 dakika ayakta alkış aldı ve Altın Aslan için yarışıyor. Festivaller tarihinin en uzun alkışlarından.

Filmin ortaya koyduğu gerçeklerin önemli olduğunu teslim etmek gerekiyor. Fakat tam da burada başka bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz. Bir sanat eserinin değerini yalnızca anlattığı konuya bakarak mı değerlendireceğiz, yoksa hangi koşullarda, hangi kurumların içinde, kimin sesiyle ve hangi bedeller ödenirken üretildiğine de bakacak mıyız?

Bu soru yeni değil. Daha önce Berlin’de “sanat siyasetten uzak durmalı” denirken bunun aslında ne kadar politik bir pozisyon olduğunu yazmıştık. Ardından sanatçının yeniden konumlanışının yalnızca ürettiği eserle değil, üretimini mümkün kılan ilişkilerle ve aldığı pozisyonla birlikte düşünülmesi gerektiğini tartışmıştık.

“NAZA” bu tartışmayı daha da sert bir yere taşıyor.

Çünkü “No Other Land” ekibinin hikayesini “NAZA”dan ayırmak mümkün değil.

“No Other Land”in Filistinli yönetmeni Hamdan Ballal, Oscar’ı aldıktan yalnızca birkaç hafta sonra İsrailli yerleşimcilerin saldırısına uğradı ve ardından İsrail askerlerince gözaltına alındı. Filmin bir başka Filistinli emektarı, eylemci ve topluluk lideri Awdah Hathaleen ise Temmuz 2025’te İsrailli bir yerleşimci tarafından vurularak öldürüldü. Hathaleen, filmin yapım sürecinde yer almış, Masafer Yatta’daki mücadelenin önemli isimlerinden biriydi.

Birileri kendi hikayelerini anlatmanın bedelini hayatıyla öderken, aynı hikayenin devamında sanat hayatına devam eden sanatçılardan gelen başka bir film, soykırım aktif biçimde sürerken dünyanın en büyük kültür kurumlarından birinde gösteriliyor ve 25 dakika boyunca ayakta alkışlanıyor.

Burada insanın aklına şu geliyor: Biz bu alkışı neye tutuyoruz?

Elbette İsrail ordusunun işlediği suçları İsrailli tanıkların ağzından duymak önemli. Fakat sanatın politik anlamını yalnızca “ne........

© sendika.org