17 Eylül 1961: Darağacında Asılan Millet İradesi
17 Eylül 1961: Darağacında Asılan Millet İradesi
Türkiye, 17 Eylül 1961 sabahına yalnızca bir başbakanını kaybetmenin acısıyla değil, demokrasi tarihine düşen kara bir lekeyle uyandı. Adnan Menderes ve iki bakanının idamı, millet iradesinin darbeler karşısında nasıl ağır bir bedel ödediğini gösteren acı bir hatıra olarak tarihe geçti. Aradan geçen yıllara rağmen o darağacı, Türkiye’nin adalet ve demokrasi arayışında kapanmayan bir sayfa olmaya devam ediyor.
Bir Başbakanın Darağacına Giden Yol
Türkiye, 1950’de çok partili siyasi hayatın önemli dönüm noktalarından birini yaşadı. Demokrat Parti, 14 Mayıs seçimlerinde iktidara geldi. Adnan Menderes, milletin oylarıyla başbakanlık koltuğuna oturdu.
Bu değişim, uzun yıllar tek parti iktidarının ardından halkın siyasi tercihinin iktidarı belirlemesi bakımından önemliydi. Menderes döneminde ekonomik kalkınma, tarım, ulaşım ve dinî hayatla ilgili çeşitli politikalar gündeme geldi.
Ancak siyasi hayatın gerilimleri de giderek arttı. Muhalefetle iktidar arasındaki sertleşen mücadele, basın ve siyaset alanındaki tartışmalar, Türkiye’yi 27 Mayıs 1960 darbesine taşıdı.
Silahlı Kuvvetler içindeki bir grup subay, 27 Mayıs 1960’ta yönetime el koydu. Başbakan Adnan Menderes, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Demokrat Parti yöneticileri tutuklandı. Böylece milletin oylarıyla kurulmuş hükümet, askerî müdahaleyle görevden uzaklaştırılmış oldu.
Darbe, yalnızca bir hükümeti devirmedi. Türkiye’de sandığın, hukukun ve siyasi iradenin geleceğine dair derin bir travma meydana getirdi.
Yassıada: Adaletin Gölgesinde Bir Yargılama
Darbe sonrasında kurulan Yüksek Adalet Divanı, Demokrat Parti yöneticilerini Yassıada’da yargıladı.
Yargılamalar, Türkiye’nin siyasi tarihinde tartışmalı bir yer edindi. Sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında anayasal düzeni ihlal, devlet kaynaklarının kullanımı ve çeşitli siyasi kararlar bulunuyordu.
Menderes ve arkadaşları hakkında çok sayıda dava açıldı. Bunlar arasında kamuoyunda “bebek davası” adıyla bilinen dava da yer aldı.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Yassıada yargılamalarının bütün suçlamalarının delilsiz olduğu şeklindeki genelleme, tarihî ve hukuki açıdan dikkatli kullanılmalıdır. Ancak yargılamaların darbe ortamında yapılması, mahkemelerin bağımsızlığı ve kararların adil olup olmadığı konusunda ciddi tartışmalar doğurdu.
Sonuçta Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan hakkında idam kararları verildi.
Bir milletin oylarıyla iktidara gelen başbakan ve iki bakanı, artık siyasi mücadelenin değil, darağacının eşiğindeydi.
17 Eylül 1961: İmralı’da Son Perde
15 Eylül 1961’de Yüksek Adalet Divanı kararları açıklandı.........
