menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Kılıç artığı” ve Dersimli acılar

6 0
latest

Bir kadın gazeteci, CHP’nin eski genel başkanına, “Kripto kılıç artığı” dedi.

Oysa CHP’nin gelmiş geçmiş en sakin, gerilimden uzak, kardeşlik utkusunu ön planda tutan genel başkanıydı Kılıçdaroğlu. Kutuplaşma ile acı çeken bir ülkede ağabeylik yapıp farklı partilerden kardeşlerini aynı masada toplayıp kavgasız gürültüsüz, huzurlu, barışçıl bir girişimde bulunup sağla solu bir araya getirdi. Bu durum, katı laikçileri fena halde kızdırdı hatta Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı kaybettiği kurultayda şaibeler görüldüğü için mahkeme hâlâ devam etmekte.

“Kılıç artığı” hakareti, çok ağır ve hüzünlü bir geçmişi anımsatmakta. Bayan gazeteci bilmiyordum dedi, özür diledi. Bu terim daha çok savaşlardaki gayrimüslimler için kullanılmakta, halkımız kardeşleri olan Aleviler için bu terimi asla kullanmamakla birlikte kimileri, bu kaba deyimi çok sevmekte.

1937-1938 de kültürel yapısallığının farkı Dersim’e fena ödettirilmiş, bu yurt köşesi acımasızca bombalanmış, memleket evlatlarının evleri ateşe verilmiş, kaçabilenler azgın Fırat’ın sularında can pazarı yaşamış, mağaralara sığınanlara zehirli gaz verilerek katledilmişlerdi. Dersim Harekâtı, bir medeniyet götürme hadisesi olarak basında yer almıştı.

“Halkı kazanma, geçim kaynaklarını, sosyal yapısını değiştirme çabası, gönüllülük esası ile gerçekleştirilememiştir. Cumhuriyet hükümeti, yörenin sosyal-ekonomik dokusunu değiştirme işinin askeri tedbirler ve tehcirden geçtiği konusunda kesin bir kanaate varmış ve bunu uygulamıştır.

Dersim olayı ile ilgili araştırmacılara verilmeyen belgelerin önü ancak 23 Kasım 2011 de açılabilmiş, resmi belgeye göre toplam insan kaybı, 13 bin 806 kişidir.(s.146). Bu katliamda sol sınavı kaybeder; “ilericilik misyonunu kimseye bırakmayan, sosyalizmle ilgili yayınlarıyla tanınan” Tan gazetesi, Sabiha Gökçen’i, “Tunceli dağlarının sisli kubbesinden, irtıcaın ruhuna kahraman bir erkek cesareti ile bomba savuran” kahraman olarak yüceltmiştir. (s.148).

Devlet görüşünü yansıtan Uluğ’un 1939’da basılan kitabının adı da bu bakımdan anlamlıdır: “Tunceli Medeniyete Açılıyor”. Bat’ının hayatı, işgal ordularının göze alamayacağı ölçüde devlet gücü kullanılarak dayatılmaktadır.

Necip Fazıl 1950’de sorar; “Bir baba, kusurlu çocuğu ile çevresinde bulunan diğer çocuklarını; öğretmen bütün sınıfını zehirleyebilir mi?” Devletin suçluyu ayıklayarak, masumlara zarar vermemesi gerekirdi.(s.158)Dersim de, CHP Genel Merkezi’nin gönderdiği paralarla halkevi ve halk odalarının yapılması yerine, geleneksel yapının korunarak halkın hayatı, geçim kaynakları, hayat standardı, eğitim düzeyi yükseltilse ne olurdu. Diyelim ki fötr şapka giydirilen Seyit Rıza’nın asılması yerine, puşi sargılı Seyit Rıza yaşatılabilse daha iyi olmaz mıydı? O dağı, taşı, suyu, toprağı delicesine seven insanlarda, oraları cennet yapma bilincini geliştirmede; onların Aleviliği, değişik Kürt lehçeleri ile konuşmaları ne kadar sakınca getirirdi? Ovacık, Hozat, Nazımiye, Munzur “Küçük İsviçre” olsa, çatışma, savaş, kan dökücülük ne kadar öne çıkardı? Doğuyu anlamama, Doğuya jön bir kafa ile İngiliz, Fransız, Haçlı-misyoner ayrımcılığı ile yaklaşma, pozitivist düşünce ile çözüm arama, büyük düşünmeyi önlemiş, korkulan ayrılıkçılığı kışkırtmıştır. (s.161) Ulus devlet değil, büyük devlet anlayışı ile yaklaşılmadan Doğu ile ruh ikliminde buluşmak mümkün değildir. Büyük devlet anlayışının merkezine ise,........

© Milli Gazete