menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayatın değeri

29 0
05.04.2026

“Suyun değeri kuyu kuruyunca anlaşılır.” Bu söz, insanın çoğu zaman sahip olduğu nimetin farkına ancak onu kaybettiğinde vardığını anlatan kadim bir hakikati dile getirir. Günlük hayatın sıradanlığı içinde elimizin altındaki imkânları, huzuru, güveni ve en önemlisi barışı çoğu zaman sıradanlaştırırız. Oysa bu sözün hatırlattığı kıymetli şey, barış zamanında yapılmayan emeklerin savaşın karanlık bulutları çökünce anlaşılır şeklinde oluyor. Yani mesele yalnızca bir nimetin kaybı değil; o nimetin var olduğu zaman diliminde gereğinin yapılmamış olmasıdır. Barış sadece bir durum değil, aynı zamanda bir imkândır. Ve bu imkân, hazırlık yapılmadığında, kıymeti bilinmediğinde, bir anda elimizden kayıp gidebilir.

Bugün birey olarak da toplum olarak da yaşadığımız en büyük krizlerden biri, sahip olduğumuz imkânların anlamını derinlikli bir şekilde kavrayamıyor oluşumuzdur. Huzur varken sabrı öğrenmeyiz, bolluk varken paylaşmayı ihmal ederiz, güven içindeyken dayanışmayı erteleriz. Fakat kriz anı geldiğinde, eksikliğini hissettiğimiz her şeyin aslında ne kadar hayati olduğunu idrak ederiz. Bu yüzden “kuyu kuruduğunda” gelen farkındalık, çoğu zaman geç kalınmış bir idraktir.

Enbiya Suresi’nde bir sahne var çok ibretlik bir durum arz ediyor: “Bazen peygamberler dahi yapayalnız hissetmiştir. Buna rağmen Allah'a yöneldiler.” Bu ifade, insanın varoluşsal yalnızlığını ve bu yalnızlık karşısında takındığı tavrın ne kadar belirleyici olduğunu gösterir. Peygamberler gibi seçilmiş ve ilahi rehberlikle desteklenen insanlar bile zaman zaman yalnızlık hissine kapılmışsa, sıradan insanın bu duyguyu yaşaması kaçınılmazdır. Ancak burada belirleyici olan şey, bu yalnızlık hissinin insanı nereye yönlendirdiğidir.

Bize ne oluyor ki en ufak şeylerde dağılıyor yolumuzu, rotamızı kaybediyoruz. Gündelik hayatın telaşı, sıkıntılar… toplumsal veya uluslararası konularda hemen dağılıveriyoruz. Bu dağılma hâli, modern insanın en belirgin kırılganlıklarından biridir. Dikkatimizin sürekli bölündüğü, anlamın parçalandığı, hızın derinliğin önüne geçtiği bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden küçük bir kriz bile büyük bir savrulmaya dönüşebiliyor. Oysa geçmişte insanlar daha büyük zorluklarla karşılaşmalarına rağmen daha........

© Milli Gazete