menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakk’ı, hakikati aramak

37 0
latest

İlk karşılaştığım andan beri, Rûmî’nin “Hacca gidenler, orada Beytullâh’ın sahibini arasınlar…” sözü, bana ihtiva ettiği manadan daha çok şey söylüyor hissini veriyor. Modern zamanın içerisinde salınan bir insan böylesi derinlikli konularla karşılaştığında sadece meselenin mistik boyutuna mı inmeli yoksa daha şümullü bir anlam arayışına mı girmeli? Kanaatimce işte mühim olan mesele bu ayrımı yapabilmektir. Bu noktayı bugünün kapitalist, materyalist zihinsel süreçleri içerisinde sürekli irtifa kaybeden bir insanoğlu nasıl ele almalı? Bu söz, ilk bakışta tasavvufî bir derinliğe işaret eder; ancak bu ifade, yalnızca bireysel bir mistik tecrübenin değil, aynı zamanda ontolojik bir uyanışın ve epistemik bir kırılmanın çağrısıdır. Bu çağrı, modern insanın içine düştüğü anlam krizini aşmak için bir anahtar sunar: nesnelerle, kurumlarla, ritüellerle kurulan yüzeysel bağların ötesine geçerek, onların arkasındaki hakikatle temas kurma zorunluluğu.

Bugünün insanı, özellikle kapitalist ve materyalist düzenin epistemolojisi içerisinde, “şeylerin kendisiyle” değil, onların temsilleriyle ilişki kurar. Kâbe’yi görmek ister ama Kâbe’nin işaret ettiği hakikati aramaz; kutsalı deneyimlemek ister ama kutsalın dönüştürücü yükümlülüğünden kaçınır. Bu nedenle Mevlâna’nın sözü, yalnızca bir uyarı değil, aynı zamanda bir teşhistir: İnsan, kutsalı nesneleştirdiği ölçüde, kendisini de nesneleştirir. Beytullâh’ı bir yapı olarak gören göz, hakikati bir formdan ibaret zanneden zihnin ürünüdür. Oysa mesele, formu aşarak mana ile temas kurabilmektir.

Bu noktada modern insanın karşı karşıya olduğu temel sorun, mistik olan ile yapısal olan arasında yanlış bir ayrım kurmasıdır. Mesele, yalnızca içsel bir derinliğe çekilmek ya da yalnızca dışsal bir toplumsal düzen kurmak değildir. Asıl mesele, bu iki alanı birbirine bağlayacak sahici bir bilinç geliştirmektir. Çünkü hakikatle kurulan bağ, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde dönüştürücü bir güç üretir. Mevlâna’nın işaret ettiği “sahibi bulmak”, yalnızca metafizik bir arayış değil; aynı zamanda insanın kendisini, toplumunu ve tarihini yeniden anlamlandırma sürecidir. Tam da bu noktada, günümüz İslam toplumlarının yaşadığı kriz, bu bağın kopmuş olmasından kaynaklanır. Kutsalın sahibini aramak yerine, kutsalın etrafında inşa edilmiş sembolik ve ideolojik yapılar kutsanmakta; bu yapılar ise zamanla hakikatin yerine ikame edilmektedir. Kutsal ilahi olandan gelendir. İnsanın ürettiği kutsal........

© Milli Gazete