Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (241)
Yunus Nadi ile Ahmet Emin Yalman da “eski dostlar” idiler
Zekeriya Sertel, Yunus Nadi’yle ortaklıktan ayrıldıktan seneler sonra bu def’a Ahmet Emin Yalman’la ortaklık kuracak, aralarına Halil Lutfî Dördüncü’yü de alarak, üçlü bir ekip hâlinde Tan gazetesini neşredeceklerdir. Bu gazetenin başmuharriri olan Ahmet Emin Yalman dahi, Yunus Nadi’nin ahbâbıdır. O derecede ki “Mutlak Şef” tarafından Yalman'ın Türkiye'de gazetecilik yapmasının yasaklandığı devrede (1925-1935), Yunus Nadi, Yalman'a, dolgun bir maaşla, Cumhuriyet gazetesinin Yazı Hey'etine dâhil olmasını teklîf etmiştir:
“Gazeteciliğin bana yasak olduğu yıllarda, [bir daha gazeteciliğe dönmeme karârlılığım hakkında birinci imtihân şu oldu:] Yunus Nadi Bey, Cumhuriyet yazı heyetine o zamanlar için iyi sayılan dörtyüz lira maaşla girmem için teklif yaptı. [1930 senesinde olsa gerek…] Nadi Bey, mesleğime dönmem için Ankara'dan izin sağlamağı üzerine alıyordu. Yüreğim oynamadı değil… Fakat şirket [Tatko A.Ş.] zor durumdayken bırakıp ayrılmama imkân yoktu.” (Yalman 1970: III/212)
Hâl böyleyken, nasıl oldu da iki gazete 1937 Ekim’inde kıyasıya kapıştılar?
Buraya kadar hem Cumhuriyet’in, hem de Tan’ın “Mutlak Şef”in tâlimâtıyle ve onun tahsîs ettiği imk̃ânlarla neşriyât hayâtına atıldıklarını, bu meyânda patronlar arasında da, uzun senelere dayanan bir ahbâblık ve işbirliği münâsebeti bulunduğunu gördük. Bu vâkıalara rağmen, bu iki gazete, 1937 Ekim’inde, ağır hakâretlere varan pek sert bir kalem münâkaşasına gireceklerdir. Nîçin?
Aşağıda, hâdiseyi tafsîl ederek bunun esâs sebebini tesbît etmiye çalışacağız.
Bu hâdiseyle al̃âkalı bir başka hayret verici husûs da, ne Sabiha, ne de Zekeriya Sertel’in Hâtırat’larında bundan hiç bahsetmemeleridir… Mâmâfih, hâdiseyi aydınlatmak için, her iki gazetenin o günlerdeki nüshalarını, devrin dâhilî-hâricî siyâsî konjonktürünü nazar-ı dikkate alarak tedk̆îk̆ etmek k̃âfîdir…
MATBÛÂTIN ESÂRETİNE DÂİR 12. MİSÂL: EKİM 1937’DE, CUMHURİYET İLE TAN ARASINDAKİ KALEM MÜNÂKAŞASI
Kemalist Totaliter Rejimde matbûâtın esâretinin bir tezâhürü de, onun, “Mutlak Şef”in tâk̆îb ettiği dâhilî ve hâricî siyâsetlerin bir âleti vazîfesini görmesidir. Bu hâlin hemen göze çarpan bir şekli, onun tâk̆îb ettiği her siyâsetin, yaptığı her “İnk̆ilâb”ın (o ne olursa olsun) kayıdsız,........
