ABD’nin İran’a müdahalesinde Çin faktörü
ABD’nin İsrail’le ortak düzenlediği harekatla İran’a yönelik saldırıları uluslararası gündemin ön sırasında.
Tüm dünya gelişmeleri yakından kaygıyla izliyor. Uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bir ortamda dünyanın geleceği tartışılıyor. ABD-İsrail ortaklığının bu müdahalesinin nedenlerinin ne olabileceği üzerinde çeşitli yorumlar yapılıyor. Bu çerçevede Grönland üzerindeki iddiaları ile Venezuela’ya müdahalesi anımsatılıyor.
İsrail’in amacı belli. Kendi bekası için birinci derecede tehdit gördüğü İran’daki molla rejimini devirmek, yerine sağlıklı iletişim kurulabilecek, nükleer çalışmaları rafa kaldıran, “akıllı uslu” bir yönetimin iktidara gelmesini sağlamak. İsrail, bu amaçla İran’daki iç zaafiyetleri, etnik, mezhepsel ayrılıkları, rejim karşıtlığını vs. kullanma çabasında. ABD de bu amaçları güdüyor. Ancak küresel hedefleri de var. Önümüzdeki süreçte kendine en büyük rakip olarak gördüğü Çin’i frenlemek, İran gibi üçüncü ülkelerle ilişkilerine “taş koymak.”
Nitekim, savaşa ilişkin süregelen tartışmalarda ABD’nin ticari savaş içinde olduğu Çin faktörüne de işaret ediliyor. Çin’in İran ekonomisininin can damarı görevi gördüğü belirtiliyor. Gerçekten de Çin İran’ın en büyük ticaret ortağı ve enerji ihracatçısı. Güçlü diplomatik ve askeri bağları var. Çin, tarihsel olarak ABD’nin dünya çapındaki rejim değişikliği stratejilerine karşı çıkan bir ülke. Çin ile İran arasındaki yakın ilişkilerinin özünde de, karşılıklı yarar sağlayan bir ekonomik ortaklık yatıyor.
Geçmişte NATO’da görev yapmış bazı uzmanlar ve bazı akademisyenler de son gelişmeleri değerlendirirken, Amerika’nın gelecek 100 yıldaki en güçlü rakibinin Çin olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu görüş........
