İmamoğlu davasının bir yılı
Bir yıl önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutukluk süreci Kırmızı Pazartesi’nin yerli bir versiyonu idi. O kadar beklenen bir süreçti ki neredeyse günü saatine kadar davanın muhatapları kapılarının çalınmasını beklemeye başlamışlardı.
Aslında İmamoğlu da bunu görerek yarışı kendi sahasına çekmek ve iktidar açısından maliyeti yükseltmek için cumhurbaşkanlığı adaylığını erkene çekti.
Bu adım gelmekte olan süreci engellemedi ama operasyonun siyasi maliyetini CHP’nin beklemediği ölçüde yükseltti. İktidar da muhtemelen İmamoğlu’nun kitleselleşen bir desteği bu dava süreci vesilesiyle arkasına alacağını öngörmedi.
Kırmızı Pazartesi kitabında yazmayan unsur ise tutukluluk sürecinin İmamoğlu ile sınırlı kalmaması ve sonrasındaki tepkilerdi. Gözaltı ve tutuklama kararının ardından Saraçhane meydanında, alınan önlemlere ve yasaklara rağmen üst üste gerçekleşen mitingler CHP ve Genel Başkan Özgür Özel için yeni bir dönemin kapısını açtı.
31 Mart seçimlerinde ilk kez AK Parti’nin önüne geçen CHP, parti içi gerilimlerle kaybetmekte olduğu rüzgârı 19 Mart sonrası tekrar toparladı. Özel ise ikincil konumdan muhalefetin ana aktörü haline geldi.
Tutuklama kararının doğurduğu enerjiyle ilgili temel endişe muhalefetin bunun sürekliliğini ne kadar sağlayabileceği sorusuydu. Bugünden geriye bakıldığında CHP’nin yerel seçimlerde aldığı oyu tahkim ettiği, yaptığı mitinglerle oluşan tepkiyi yurdun geneline yaydığı söylenebilir. Seçim kampanyalarında yer alan, izleyenlerin tecrübeleri seçim zamanında bile meydana kalabalıkları toplamanın zor olduğudur. İmamoğlu davasının ürettiği enerji her ildeki mitingler üzerinden o ilin teşkilatına ve tabana aktarıldı.
Aslında tepkinin süreklilik kazanmasında iktidar da CHP’ye yardım etti. Partiye dönük kayyım ihtimali, İstanbul İl Başkanlığı’na emniyet güçleri nezaretinde el koyma çabası, Kemal........
