Ecdadımız
On birinci asır itibariyle Türk dünyasının büyük bir çoğunluğu Müslüman olmuştu. Türk milletinin İslamiyet’i kabulden sonra coğrafi konum itibariyle İranlılar ile karşılaşmaları sebebiyle dinî kavramların (ıstılâhât-ı dîniyye) çoğu Farsçadan intikal etmiştir. Bunların bir kısmı şöyledir: Hüdâ, yezdan, peygamber, rehber, serdar, şah, hoca, üstat, molla, usta, derviş, abdest, şadırvan, testi, ibrik, mest, meşin, mey, pirüpak, çeşme, namaz, namazgâh, beynamaz, oruç, çile, çilehane, şakirt, postnişin, pir, mir, bayram, çarşaf, kaftan, külah, peştamal, poşu, mintan, tülbent, türban, şal, şalvar, put, putperest, zındık, serlevha, günah-günahkâr, bigünah, cevşen, kalender, destur, türbe-türbedar, ney, neyzen, pervane, nişan, nişane, nişangah, paye, payidar, cömert, diğergâm, dürüst, kin, kindar, sermaye, sine, lale, dost, yar, yaran, leş, murdar, teneşir, perişan, düşman, zorba, cimri, divan, ezber, gül, gülistan, sitayiş, serzeniş, sitem, temaşa, naçiz, naçizane, rencide, güruh, güzergâh, mihmandar, namert, nankör, hor, hoşnut,........
