Dut Ağacının Gölgesinde
1970’li yıllarda, Antep’in Karşıkayası’nda, 21 nolu sokakta; tek katlı, mütevazı bir evimiz vardı. Avluyu saran gür dut ağacının fidesini rahmetli babam Kastamonu’dan getirmişti. İki göz oda, arada küçük bir mutfak; koridorun sonunda banyosu bulunan, briketten yapılmış, dışı sıvasız bir evdi. Bahçe duvarını, yağ tenekelerinde boy veren reyhanlar ve güller süslerdi. İkindi suları verildiğinde, etrafa mis gibi bir koku yayılırdı. Sokaklar asfaltlanmamış, kanalizasyon ve su şebekesi henüz kurulmamıştı; köy yerinden hallice sayılırdı. Yazın toz kalkar, kışın sokaklar çamura keserdi.
Büyükler konuşurken söz hep Urfa’da kalan evlere, bağlara, tanıdık yüzlere gelirdi. Sabah erkenden köy otobüsüne gider, memleketten haber alırlardı. Yoğurdu, peyniri, yumurtayı, pancarı o otobüs getirirdi. Biz çocuklar da yeni sokaklara, yeni arkadaşlıklara alışmaya çalışırdık.
Kocatepe Mahallesi şehrin kıyısıydı; üst yanında su deposu inşaat halindeydi, alt tarafı Cin Deresi ve mezarlıktı. Bir göç furyası yaşanıyordu. Akrabalar yan yana, hayat iç içeydi. İnsanlar kanaatkâr ve yardımseverdi. Karın doydu mu, kışlık odun kömür tamam mı, kilere birkaç küp girdi mi; dünya yerli yerindeydi. İnsan, insana yeterdi. Dut ağacının gölgesi, çocukluk hatıralarımızı sessizce saklardı.
Babalar gün doğmadan işe yollanır, analar ev işlerini toparlayıp Ceyranlı Kuyu’dan bakraç bakraç su taşırdı. Çatı........
