15 Temmuz Ruhu ve Ekranlarla Gelen İstila
Kapıdan Kovulan Bacadan Giren Sömürge Sistemi
15 Temmuz gecesi millet sokağa döküldü, tankın önüne yattı, bedenini siper etti ve bir işgal girişimini çıplak elle, imanla geri püskürttü. Çanakkale ruhu bir kere daha dirildi. .
Ama bizimki tam bir Nasreddin Hoca fıkrası gibi oldu aslında: adam kapıyı sımsıkı kilitler, sonra da bacadan girene “hoş geldin, buyur şöyle geç” der. Biz de öyle yaptık, tankı kapıdan kovduk, sonra da elimizle şarj kablosunu uzattık “buyur ekrandan gel” dedik. Sokakta kazandığımız o zaferi, okulda, tarlada, ailede, mutfak masasında aynı yürek ve aynı inatla savunabildik mi?
Çünkü tank görünürdü, siren duyulurdu, kim kimin emrinde belliydi; üstü açık bir düşmandı, tokalaşmaya gerek yoktu, dövüşülürdü. Ama bugünkü mesele hiç öyle değil. Şimdiki saldırı ne üniforma giyiyor ne bildiri okuyor; Wi-Fi şifresi kadar sessiz, algoritma kadar sabırlı, reklam arası kadar tatlı dille giriyor eve. Davetsiz misafir değil, davetli misafir. Eskiler ne demişti? “Düşman kaleyi topla değil, açık kapıdan alır.” Bu kapıyı da kimse tekmeleyip açmadı; kibarca, “beğenip abone olarak” biz açtık.
İşin can alıcı yanı da şurada: Bu ekran istilası boşlukta patlak vermedi. Yüz yıldır süregelen, kökü dışarıda bir eğitim anlayışının hazır zemininde büyüdü. Cumhuriyetten bu yana çoğu zaman “kendi çocuğumuzu nasıl yetiştiririz” diye değil, “dışarıdaki model ne diyorsa onu nasıl birebir kopyalarız” diye düşündük. Müfredat, sınav sistemi, hatta ders kitabındaki örnek cümleler hepsi ithal kalıptan geçti, gümrükte bile durdurulmadı. Adını koyalım: elimizde adı konmamış bir sömürge eğitim sistemi var. Toprağı bizim, sınıfı bizim, sıraları bizim marangozun elinden çıkma; ama müfredatın ruhu çoğu zaman bize ait değil… Tarlanın tapusu bizde ama tohum ithal mahsul de haliyle “yerli malı” çıkmıyor.
Kısacası 15 Temmuz’da kazandığımız zafer tek başına yeterli değil; o gece meydanı savunmayı bildik, şimdi sırada çok daha sinsi bir cephe var: sınıfı, ekranı ve müfredatı savunmak. Tank kolay, algoritma zor çünkü birine karşı yumruk yeter, ötekine karşı sabır ve strateji lazım.
2. FETÖ Meselesi: Yazılımı Kim Yazdı?
FETÖ’nün nasıl bu kadar derine kök saldığı sorusunun cevabı, aslında örgütün kendisinden çok, üzerine bina edildiği zeminde saklı: sorgulamayı dışlayan, lidere biat üzerine kurulu, itaati erdem sayan bir eğitim ve cemaat kültürü. Bu yapı bir kere kurulduktan sonra, dışarıdan kimin destek verdiği, kimin göz yumduğu ayrı bir tartışma konusu ama asıl mesele, böyle bir yapının neden bu kadar kolay karşılık bulduğudur.
Cevap acı ama nettir: çünkü sorgulamayan bir toplum, kime biat edeceğini seçmekte özgür değildir; sadece biat edeceği kapıyı değiştirir. Dün cemaat kisvesiyle geldiyse, bugün influencer kisvesiyle, yarın başka bir kisveyle gelebilir. Mesele kisve değil, biat refleksinin kendisidir.
Bu yüzden “FETÖ’yü yendik” demek, sadece yarım doğrudur. Asıl mesele, insanları FETÖ’ye hazır hale getiren zihinsel altyapıyı — sorgulamayan, itiraz etmeyen, “büyük ağabey ne derse odur” diyen eğitim reflekslerini — hâlâ üretip üretmediğimizdir.
3. Yazılım ve Donanım: Eski Metafor, Yeni Cephe
Eğitimi bilgisayara benzetmek yerinde bir tespit. Türkiye son yirmi yılda donanıma ciddi yatırım yaptı: okullar, akıllı tahtalar, laboratuvarlar, savunma sanayii, bütçeden ayrılan devasa pay… Somut, gövdesi olan, fotoğrafı çekilebilen her şeyde mesafe kat edildi.
Ama bir bilgisayarı hızlandırmak için işlemciyi değiştirmek yeterli değildir; işletim sistemi çökmüşse, en pahalı donanım da “mavi ekran” verir. Bizim vakamızda işletim sistemi, yani müfredatın ve toplumsal anlatının arkasındaki felsefe, uzun süre kimsenin bakmadığı bir sunucuda, eski haliyle çalışmaya devam etti: sınav odaklı, ezberci, “neden” sorusundan çok “kaç doğru kaç yanlış”a odaklı.
Halk arasında güzel bir söz vardır: “Boş çuval ayakta durmaz.” Sınavla doldurduğumuz zihinler bilgiyle ayakta durabilir belki, ama fırtına (yani kriz, kimlik sorgusu, yalnızlık) geldiğinde devrilmeye devam eder çünkü içeride bilgi var, gövde yok.
4. Dijital Mecrada Neden Yön Veremedik?
Burası can alıcı nokta. Sömürgeci bir orduyu geri püskürttük ama YouTube’u, Netflix’i, oyun platformlarını, sosyal medya algoritmasını geri püskürtemedik çünkü bunlar zaten “düşman” olarak kodlanmadı “gelişme” olarak kodlandı ve kapıdan resmigeçitle........
