Hatıranın Gergefinde İnce Bir Nakış: Unutmak veyahut Alışmak
Kamyonlar kavun taşır ve ben Boyuna onu düşünürdüm, Kamyonlar kavun taşır ve ben Boyuna onu düşünürdüm, Niksar’da evimizdeyken Küçük bir serçe kadar hürdüm.
Sonra âlem değişiverdi Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak. Sonra âlem değişiverdi Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak. Mevsimler ne çabuk geçiverdi Unutmak, unutmak, unutmak.
Anladım bu şehir başkadır Herkes beni aldattı gitti, Anladım bu şehir başkadır Herkes beni aldattı gitti, Yine kamyonlar kavun taşır Fakat içimde şarkı bitti.
İnsan kalbinin en eski savunmasıdır unutmak; belki de en zarif yenilgisi… Ya da kim bilir, en büyük lütfu, en şaşaalı zaferidir. Zamanın sert yüzüne karşı sürülen ince bir merhem gibidir bazen; bazen de kapanmayan bir yaranın üstünü örten incecik bir tül… Kapatır gibi yapar, saklar gibi görünür ama biliriz: bazı şeyler unutulmaz. Sadece derine, çok derine gömülür; kalbin en karanlık mahzenlerine…
Cahit Külebi’nin Anadolu kokan o içli şiiri —İstanbul yahut Hikâye diye anılan— Niksar’dan İstanbul’a uzanan bir ruh yolculuğudur aslında. Özlemin, bekleyişin, umudun ve unutmanın iç içe geçtiği bir gönül kervanı… Bu şiir, nedense kalbimde hep unutmaya çıkan yolların izini taşır. Belki de her insanın içinde böyle yollar vardır; yürüdükçe unutacağını sandığı ama her adımda biraz daha hatırladığı yollar…
Unutmak üzerine nice şair, kelimelerle bezediği nice iç yangınlarını dökmüştür satırlara. Nazım Hikmet, doğrudan “unutmak kolay mı?” diye sormaz belki; ama dizelerinin arasından sızan hakikat şudur: Sevmek, unutulmaktan büyüktür. Onun şiirlerinde hafıza, aşkla mühürlenmiş bir kapıdır; kapanır ama asla kilit tutmaz.
Attilâ İlhan “Ben sana mecburum” dediğinde, aslında unutmanın imkânsızlığını yazgı gibi önümüze koyar. Mecburiyet, hatırlamanın kaderle kurduğu o derin akrabalıktır. Çünkü bazı yüzler, bazı şehirler, bazı akşamüstleri insanın içine kazınır; silmek istesen de kalem yerinden oynamaz, dil lal olur, sözcükler sükûta bürünür.
Cemal Süreya ise “Unutursun” der; ama onun bahsettiği unutmak, acının zamanla incelmesinden başka bir şey değildir. Onun şiirlerinde unutmak, eski bir fotoğrafın solması gibidir: yüzler belirsizleşir belki; ama o bakışın bıraktığı sızı, zamana direnir. Zaman usturası, kalbimizi de inceltmez mi zaten; bizi biraz daha kırılgan, biraz daha derin kılmaz mı?
Turgut Uyar, “Göğe Bakma Durağı”nda sevdiğini göğe çağırırken aslında yeryüzünün ağırlığını, acılarını, hatıraların yükünü bir anlığına unutturmaya çalışır. Göğe bakmak, hafızayı hafifletmektir; kalbin yükünü bulutlara bırakmak, ruhu kısa bir süreliğine özgürleştirmektir.
Unutmak yalnız bize özgü bir çırpınış değildir; dünya edebiyatında da yankısını bulur. Pablo Neruda, Poema 20 adlı şiirinde ”Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim” dediğinde,........
