Kendimde miyim?
Seni iyi tanıyorum, dedim kendime. Uyandığın anda sana naber diyen benim. Dalgın diyorlar ama umursama. Gözlük başında mı diye camdaki aksine nasıl hızlı bir bakış attığını ben gördüm. Sinyal vermeyen aracın aniden sağa döneceğini hissettiğini bir ben biliyorum.
Biliyorum, sifonun homurtusunu duymamak için trende ortadan koltuk aldığını, sonra bavula yakın olmak için vazgeçtiğini, koluna çarpmasınlar diye pencere kenarına aldığını, kıstırılmış hissettiğin için vazgeçtiğini… Bütün bu kafa karışıklıklarını biliyorum. Hayır deli değilsin. Biraz fazla takılıyorsun detaylara sadece.
Su almaya mutfağa giderken oraya gidecek şeylerle ellerini doldurup su içmeden geri döndüğünü sadece ben biliyorum. Aramızda.
Geçenlerde küçücük bir kaldırıma nasıl takıldığını gördüm. Ama iyi toparladın. Sorun yok. Çok düşünüyorsun. Önüne daha dikkatli bak. Kafanı kıracaksın bir gün. Uğraş dur sonra.
İnsanlarla oturup simit yerken aklından bin türlü fantastik hikâye geçiyor. Çoğu distopik. Marketlerin yağmalandığı bir kıtlıkta simit yapıp şiir karşılığında satan adam mesela. Hiçbirinin sonunu getiremedin. Ama hikâyeyi düşünürken daha iştahlı ısırıyorsun simidi.
Geceleri uzaktaki ışıklı pencerelere bakıp bugün ne yemek yaptılar diye merak etmen de garip. Zengin evlerine mücveri yakıştırıyorsun hep. Fırında tavuk. Patlıcanlı pilav. Eski ve bodur evlerde tarhana, makarna, patates. Sonra o zengin evlerde koşturan, vitamini ağzına konan, kıvırcık saçlı sarışın bir çocuk hayal ediyorsun. Anne ve baba gülümsüyor. Evde hoş bir hava… Fakir evdeyse bir gaz kokusu, hırkası kirli bir çocuk, çatık kaşlar, sıkıcı eşyalar… Kendi çocukluğunu arada bir yere oturtmaya çalışıyorsun. Kötü anıları daha çok hatırlıyorsun. Yapma. Klasik şeylerden çok sıkıldın. Birbirinin kopyası sözler. Yeni bir şey söylenmiyor diye şikâyetçisin. Sen de yeni bir şey söylemiyorsun ki cancağzım. Biraz isyan esintisi var. Okuyanın da pek yok.
Kasiyere doğru giderken ne diyeceğini kafandan geçirmen gereksiz. İki poşet, kredi kartı, kasa arkası bir şey istemiyorum. Sormadan söylemen tuhaf duruyor. Sesini uygun tona getiremiyorsun. Ya alçak ses oluyor ve kadın tekrar soruyor ya yüksek ses oluyor ve sinirli gibi duruyorsun.
Kardeş ama bir çay da bu kadar dalgınlık yapmamalı. Her şeye bir anı yüklemekten vazgeç. Tespihi de fazla hızlı çekiyorsun. Sayı tutmuyor bence.
Sana benden yakın kim olabilir Allah’tan başka. Kim sana benim kadar dostluk gösterir. Dost acı söyler, susturma beni.
Ne yazıyorsun mesela şu an? Kendinde misin? İnsanlar okuyacak bunu. Tartışma benimle. Bırak artık kendi kendine konuşmayı!..
Ayla Abak, 1966 doğumlu, İstanbullu. 1988’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Muğla, İstanbul ve Ankara’da öğretmenlik yaptı. Hâlen Ankara Şehit Ömer Halisdemir Anadolu İmam Hatip Lisesinde öğretmenliğe devam etmektedir. Ayla Abak’ın İkindi Yazıları, Raillife, Diyanet Çocuk, Diyanet Avrupa, Birdirbir, Seyyide, Türk Dili ve Hece dergisi başta olmak üzere çeşitli dergilerde şiir, masal, hikâye ve denemeleri yayınlandı. Eserleri: Tüm Ortaokullar ve Liseler için Dilbilgisi - Hazar Yayınları Örnekleriyle Kompozisyon Bilgileri - Hazar Yayınları Doğrucu Davut (Masal) - Salıncak Yayınları Kardan Adam Camdan Baktı ( Hikâye) - Salıncak Yayınları Çevre Bilinci (Deneme) - Diyanet İşleri Başkanlığı Sonsuzluk Yurdu: Ahiret (Deneme) - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları Martıları Evcilleştiren Şairler: Şeyh Yahya Efendi, Şeyhülislam Yahya Efendi (Roman)- Diyanet Vakfı Yayınları Samanyolundaki İslam Atlısı: Mevlana ( Roman )- Diyanet Vakfı Yayınları Ya Ben İstanbul’u Alırım Ya İstanbul Beni ( Roman)- Timaş Yayınları Aşkı Söylemek/Galib’in Hüneri (Roman)- Timaş Yayınları
