CETVELİN İKİNCİ KIRIĞI
Cetvelin İkinci Kırığı
Bir harita düşünmüştük. Kâğıt ince, mürekkep taze, cetvel soğuk bir yabancının elinde. Halep'ten Musul'a, Şam'dan Kudüs'e, dümdüz çizgiler çekmişti dağ tanımadan, nehir tanımadan, asırlık bir aşiretin göç yolunu hiç düşünmeden.
Peki ya şimdi? Cetveli hâlâ dışarıdaki bir el mi tutuyor yoksa artık çizgiyi biz mi seçiyoruz?
O yazıda sormuştuk: bunca hesap, bunca cetvel, sadece toprak için mi çekildi? Cevap hayırdı. Asıl dert toprak değildi , asıl dert, bizim birbirimize kenetlenen ellerimizi koparmaktı. Kalp yerinden sökülünce, uzuvlar birbirinin sızısını duymaz olur, demiştik.
Şimdi bir soru daha soralım: o sökülen kalp, iyileşti mi?
Bir afiş düşün. Üstünde "Türkiye Kültür Yolu Festivali" yazıyor, altında bir şehrin adı — Kahramanmaraş. Aynı afişte, yan yana: bir tarafta "Osmanlı'nın Mukaddes Emanetleri" sergisi, öbür tarafta art arda dizilmiş konser afişleri.
Emanet kelimesi ağırdır.
Bir milletin alın teri, bir tarihin sırrı, kadim bir mirasın bize bırakılan yüküdür. Aynı kurumun eliyle, aynı hafta, aynı afişte duruyor bu ikisi.
Bu iki komşuluk, bize ne hissettiriyor?
Kimseye, kimseyi eleştirmiyoruz. Mesele kişiler değil mesele, bir elin "mukaddes" dediği şeyle, aynı elin bambaşka bir şeyi yan yana sunabilmesi.
"Bile bile hakkı batılla karıştırmayın ve hakkı gizlemeyin." (Bakara, 2/42)
Bile bile. Ayet, bunun bir cehalet olmadığını söylüyor bilerek, göz göre göre yapılan bir karıştırma bu.
Sahi, bu çizgiyi kim çekti — ve neden bizim elimizden çıktı?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur: "Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz ya da çok sürmez Allah üzerinize kendi katından bir azap gönderir;........
