Amerika'nın diplomatik intiharı
İsrail’in tahrikleriyle başlattığı İran savaşıyla dünyayı kaotik bir ekonomik krizin içine sürükleyen ABD Başkanı Donald Trump, ambargo silahının da geri tepmesiyle yeniden saldırı moduna geçti.
Dünyanın “en güçlü ülkesi” olduğu iddiasıyla İran’dan Küba’ya, Kanada’dan Grönland’a kadar saldırganlık dozunu artıran Amerika, diplomasi sahnesinde ise derin bir sarsıntı yaşıyor.
Trump’ın diplomasiyi kişisel sadakat düzenine çeviren politikası nedeniyle Amerika artık dünyanın birçok yerinde büyükelçi bile bulunduramayan bir “süper güç” görüntüsü veriyor.
Birleşmiş Milletler mekanizmaları başta olmak üzere altmışın üzerinde uluslararası yapıdan çekilen Trump yönetimi, Amerika’nın büyükelçilik düzeninde de ciddi bir dönüşüm geçiriyor.
Bugün Amerika’nın küresel güç projeksiyonunun sinir uçları konumundaki yaklaşık 195 diplomatik pozisyonun 115’i boş durumda.
Yani dünya siyasetini yönlendirdiğini iddia eden bir devletin büyükelçiliklerinin yüzde 60’a yakını başsız durumda.
ABD Eski Başkanı Barack Obama döneminde ilk yıl içinde büyükelçiliklerin yaklaşık yüzde 80’i doldurulmuştu. Joe Biden ve George W. Bush dönemlerinde de doluluk oranı yüzde 70’in üzerinde kalmıştı.
Trump dönemi ise yüzde 40’ın altına düşen doluluk oranıyla Amerikan tarihinin en düşük diplomatik kadro performanslarından biri olarak değerlendiriliyor.
Üstelik bu boşluklar, haritada yerini bulmakta zorlanılacak küçük ada devletlerinde değil; jeopolitik fay hatlarının tam üzerinde yaşanıyor.
Rusya-Ukrayna savaşı dünyayı ikiye bölerken Moskova ve Kiev’de; Ortadoğu barut fıçısına dönmüşken Suudi Arabistan, Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde; Pasifik’te Çin tehdidi büyürken Güney Kore ve Avustralya’da Amerikan büyükelçisi bulunmuyor.
Dünya yeni jeopolitik kırılmalar yaşarken Amerika’nın birçok stratejik başkentte büyükelçisinin olmaması, Washington’da artık “diplomatik kapasite krizi” olarak tanımlanıyor.
Trump’ın Diplomasiyi Siyasallaştırma Rekoru
Amerikan sisteminde oldukça önem verilen büyükelçi atamaları aslında ciddi bir teknik ve idari süreç sonucunda gerçekleşiyor. Başkanın gösterdiği adayla ilgili önce FBI güvenlik soruşturması yapılıyor, ardından mali kayıtlar inceleniyor. Bu aşamaların ardından ise büyükelçi adayı Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde sorgulandıktan sonra Senato onayı alabilirse atanıyor.
Kongre’nin iradesini kendisine engel olarak gören Trump’la birlikte bu büyükelçilik sistemi çöküş işaretleri veriyor.
Amerika siyasetinde başkanların, yakın çevresini ve seçim kampanyalarına milyon dolarlar akıtan bağışçıları ödüllendirmek için bazı büyükelçilikleri “hediye etmesi” yeni bir icat değil.
ABD Başkanlık tarihinde geleneksel olarak büyükelçi seçimlerinde yüzde 70 oranında kariyer diplomatları tercih edilirken, yüzde 30 civarında siyasi atama yapılabiliyor.
Geçmiş başkanların çoğu bu altın oranı korurken Trump’ın ilk döneminde siyasi atama oranı yüzde 43,5 olurken ikinci döneminde yüzde 92,1 gibi şok edici bir seviyeye ulaştı.
ABD Dışişleri Bakanlığı verilerine göre Trump’ın atadığı 76 isimden sadece 6 kişi kariyer diplomatlarından oluşuyor.
Yani Trump hem boş bıraktığı 90 büyükelçilikle hem de siyasi atama oranlarıyla Amerikan diplomasi tarihinin siyasallaştırma rekoru kırmış durumda.
Bugün dünyanın en stratejik diplomatik makamları, dış politika profesyonellerine değil; aile........
