ZULME KARŞI DURMAK: AHLÂKÎ BİR TAVIR DEĞİL, İMANÎ BİR MECBURİYETTİR
Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “Zulme karşı durmak, yalnızca ahlâkî değil; imanî bir mecburiyettir.” sözü, sadece bir siyasi cümle değildir. Bu söz, bir medeniyet anlayışının, bir ahlâk ölçüsünün ve bir inanç sorumluluğunun özetidir. Müslüman’ın dünyaya bakışını, adalet karşısındaki duruşunu ve haksızlık karşısında neden susmaması gerektiğini anlatan bir ölçüdür.
İslam düşüncesinde zulüm karşısında tarafsızlık yoktur. Ya zalimin karşısında olursunuz ya da sessiz kalarak onun kurduğu düzenin bir parçası hâline gelirsiniz. Bu yüzden susmak, çoğu zaman sadece susmak değildir; olan bitene razı olmak demektir.
Tarih boyunca zulmü ayakta tutan sadece zalimler olmamıştır. Zulmü büyüten, çoğu zaman sessiz kalan kalabalıklar olmuştur. Çünkü zalim gücünü sadece silahından veya parasından değil, insanların korkusundan, menfaatinden ve suskunluğundan alır. İnsanlar sustukça zulüm büyür, itiraz azaldıkça adalet zayıflar.
Bir toplum haksızlık karşısında susarsa, bir süre sonra zulüm normalleşir. Adaletsizlik sıradanlaşır. Vicdan yavaş yavaş körelir. En tehlikeli yıkım da budur. Şehirlerin yıkılması değil, vicdanların yıkılmasıdır asıl felaket.
Erbakan’ın özellikle “imanî mecburiyet” ifadesi çok önemlidir. Çünkü bu ifade, zulme karşı durmanın sadece iyi bir insan olmanın gereği olmadığını, aynı zamanda inanan bir insan olmanın zorunlu bir sonucu olduğunu anlatır. Yani bir insan “Ben inanıyorum” diyorsa, haksızlık karşısındaki tavrı onun inancının bir parçasıdır. Sadece........
