menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

5. yılına girerken Ukrayna hesaplaşması

31 0
24.02.2026

Ukrayna’da hesaplaşma 5. yılına giriyor. Dile kolay, 4 tam yıl geride kaldı.

Ukrayna savaşının bu kadar uzun süreceğini hemen hiç kimse beklemiyordu. Devasa Rus ordusu önünde Ukrayna’nın tutunamayacağı genel kanı durumundaydı. Örneğin Putin, birkaç haftaya kalmadan Rus ordularının Kiev’e gireceği düşüncesindeydi. En azından Ukrayna’nın direnemeyip pes ederek teslim koşullarını görüşmek isteyeceği varsayılıyor, 2008 yazında Gürcistan’da olanların yineleneceği öngörülüyordu.

Farklı bir sonuç umut edenler, olasılıkla Amerikan ve İngiliz hükümetleri ya da eskiden moda ve pek yaygın olan deyişle “derin devletleri”ydi. Rusya’nın yanıtını öngörerek Ukrayna’yı NATO ve AB’ye üye olmaya ikna edip Rusya’nın önüne atanlar, en başta bu iki emperyalist ülkeydi. NATO’nun Rusya sınırına kadar yayılmasını zorlayıp düpedüz savaşı kışkırttılar.

Amaçları ve hesapları bilinmez değildi, ortadaydı.

Amerikan emperyalizmi; Çin’in yükselişi ve önlenemez ekonomik yayılması karşısında gerilemekteydi. Ancak sanayisi Çin’le yarışamasa ve ekonomisi epey hantallaşıp sarsılsa bile, doların uluslararası değişim aracı oluşunu önemli ölçüde sürdürmesi ve hemen her ülkenin rezervlerinin tıka basa dolar ve Amerikan tahvilleriyle dolu oluşunun yanı sıra önemli bir üstünlüğünü hâlâ sürdürmekteydi: Tüm kıtalara yayılan yüzlerce üssü ve tüm denizlerdeki donanmasıyla Amerikan ordusu ile stratejik ve taktik yetenekleriyle silahlanmasının yanına henüz yanaşabilen bir ülke yoktu. Yıllık bütçesiyle tek başına Amerikan silahlanması, kendisinden sonra gelen 9 ülkenin toplamından fazlaydı.

Amerikan emperyalizmi bu üstünlüğünü son iki-üç ulusal güvenlik belgesine yansıtıyor ve giderek sertleştirdiği bir güç politikası izlediğini kayda geçiriyor. Hele Trump’la birlikte Amerikan emperyalizmi neredeyse diplomasiyi terk etme görüntüsü veriyor ve Amerikan diplomasisinin yerini hızla -zaten eskiden de eksik olmayan- tehdit ve dayatmalar alıyor. Eskiyle aradaki fark; önceden tehdit, dayatma ve düpedüz saldırıya dayalı güç politikası genellikle bağımlı ülkeleri hedeflerken, giderek müttefikleri de kapsayacak şekilde rakipleri de hedef alıyor oluşudur.

ABD artık hemen bütün kıtalarda kendisini ikinci plana iterek birincil kreditör, ticaret ve yatırım ortağı olan başlıca rakibi Çin’i, adını da........

© Evrensel