Regülasyon, hukuk sistemi ve bir fon sarsıntısının anatomisi
Geçtiğimiz hafta Türkiye sermaye piyasaları ciddi bir şok yaşadı. Serbest fonlarda başlayan temerrüt dalgası, kısa sürede sermaye piyasalarının geniş bir kesimine yayılan bir güven krizine dönüştü. Bir hafta içinde 130'dan fazla fon tasfiyeye gönderildi. Borsa, cuma günü yüzde 1,67 değer kaybederek haftayı 13.284 puandan kapattı.
On sekiz milyar doları aşan bir varlık grubu donduruldu. Yüzbinlerce yatırımcı, parasına ne zaman ve ne kadarıyla kavuşacağını bilmeden bekliyor. Kamuoyundaki soru net: bu bir Ponzi şeması mıydı, otoriteler geç mi kaldı, ve en önemlisi, bu iş sistemik bir krize mi dönüşüyor?
Bu soruların cevabını aramak için önce başka bir tarihe, 2007 yazına, ABD'ye gitmek istiyorum. Orada o zaman yaşanan bir borsa manipülasyonu değildi. Ama finansal krizlerin ortak mekanizmasını, ne şekilde tetiklenip nasıl yayıldığını, çok daha büyük bir ölçekte gözler önüne sermesi açısından bu karşılaştırmayı yapmak faydalı olacak.
Kriz, 2007 yazında mortgage piyasasının çatırdamasıyla başlamıştı, ama asıl çözülme bir yıl sonra geldi. Eylül 2008'de, Lehman Brothers'ın çöküşünden birkaç gün sonra, Amerikan Merkez Bankası Fed kendi tüzüğünün hiçbir yerinde yazmayan bir işe girişti. Dönemin dev sigorta şirketi AIG'yi kurtarmaya karar verdi. AIG bir banka değildi. Fed'in doğrudan denetim yetkisi bile yoktu üzerinde. Ama sattığı sigorta poliçeleri aracılığıyla neredeyse her büyük bankanın bilançosuna sessizce dokunmuştu.
Bu dokunuşun kökeni, emlak balonunun patlamasından çok önceye, 2000'li yılların başına uzanıyordu. Mortgage'a dayalı menkul kıymetler ve bunların üzerine kurulu türev enstrümanlar başlarda toksik değildi. Tersine, derecelendirme kuruluşlarınca güvenli bulunuyordu. Düzenleyiciler ise bunları yeterince sorgulamıyordu.
Risk doğru fiyatlanmıyordu, ve bunun iki nedeni vardı. Birincisi, ürünün kendisi son derece komplikeydi. Binlerce farklı mortgage dilimlenip yeniden paketleniyordu. Bu yapıların içindeki gerçek riski kaç kişinin tam olarak anladığı bile tartışmalıydı. İkincisi, derecelendirme kuruluşları gözünü kapatmayı tercih etti. Çünkü zincirin her halkasının bu işten çıkarı vardı. İhraççı ücret ödüyordu, kuruluş yüksek not veriyordu, banka kağıdı sattıkça komisyon kazanıyordu. Herkes kazanırken kimse soru sormak istemiyordu.
Sermaye yeterliliği ve gözetim çerçevesi de bu karmaşıklığın gerisinde kaldı. Yeni nesil enstrümanların gerçek risk profilini yakalayamadı. Bu ortamda kağıtlar bankadan bankaya, sigortacıdan yatırım fonuna sınırsızca dağıldı.
Asıl zehirlenme tam da burada başladı. Regülasyon boşluğu, riskin yanlış değerlendirilmesine yol açtı. Bu da riskin sistem geneline sağlıksız bir iştahla yayılmasına neden oldu. Emlak balonu patladığında bu kağıtlar bir anda toksik hale geldi. Ama asıl mesele varlığın kendisi değildi. Mesele, o varlığın sisteme bu kadar geniş yayılmış olmasıydı.
Fed'i o gün masaya oturtan şey AIG'nin kendisi değildi. AIG'nin sigorta poliçeleri, garantiler ve türev sözleşmeleriyle örülü olduğu o dev ağdı. İşte tam bu yüzden 2007 krizi bankacılık krizi olarak başlayıp sistemik krize........
