2026’ya girerken global piyasalarda beklenti ekonomisinin gücü
Finansal piyasalar çoğu zaman olanı değil, olacağına inanılanı fiyatlar. Sorun şu ki; inanılan ile gerçekleşen her zaman aynı şey değildir. Finansal piyasalar çoğu zaman verilerle değil, verilere dair anlatılan hikâyelerle hareket eder.
Bugün yaşadığımız dönem bunun en berrak örneklerinden biri. Enflasyon hâlâ hedeflerin üzerinde, küresel borçluluk tarihî zirvelerde, jeopolitik riskler masadan kalkmış değil. Buna rağmen borsalar güçlü, risk iştahı canlı ve “rahatlama” kelimesi yatırımcı diline geri dönmüş durumda.
Peki, gerçekten rahatlayacak bir ekonomik zemin mi var, yoksa piyasalar kendine iyi gelen bir hikâyeyi mi satın alıyor? Ekonomi biliminin en zor kabul edilen gerçeklerinden biri şudur: Piyasalar bugünü değil, yarını fiyatlar. Ancak bu “yarın”, çoğu zaman kesinleşmiş bir gelecek değil; tahmin edilen, umulan ve hatta bazen arzulanan bir senaryodur.
Bugün faiz indirimleri konuşuluyor. Net bir takvim yok ama niyet seziliyor. Enflasyon düşme eğiliminde deniyor, büyüme yavaş ama “kontrollü” olarak tanımlanıyor. Bu belirsiz ama iyimser çerçeve, piyasalar için şimdilik yeterli görünüyor. Oysa rakamlar hâlâ ihtiyatlı olmayı gerektiriyor. Küresel büyüme potansiyeli zayıflamış durumda. Verimlilik artışı sınırlı. Kamu borçları yönetilebilir ama kırılgan. Buna rağmen piyasalar yukarı yönlü. Çünkü beklenti, gerçeğin önüne geçmiş........
