Homeros’un aynasından
Yazının başlığı “Bugüne, Homeros’un aynasından bakmak...” olmalıydı, kısalttım.
Christopher Nolan’ın “Odysseus” filmini izledim ve çarpıldım. Olağanüstü. Çarpıcı. Kimi zaman şiddet karşısında gözlerimi kapamaya çalıştım ama yine de her an büyülendim, sarsıldım. Üç saat nasıl geçti anlamadım. Yorum, seçimler, yönetim, anlatım dili, oyunculuk, müzik, kamera ustalıklarını sinema eleştirmenleri bol bol yazıyor zaten.
Bana gelince: Sinema salonundan çıktığımda aklımda yalnız Nolan’ın olağanüstü sineması yoktu. Homeros vardı. Azra Erhat vardı. Melih Cevdet Anday vardı. Üç bin yıl öncesinden bugüne uzanan bir ses vardı. Film beni geçmişe götürmedi. Geçmişi bugüne getirdi!
En çok etkilendiğim nokta yönetmenin Homeros’a gösterdiği saygıydı. Destanın özüne, felsefesine sadık kalarak eseri bugünün insanına yeniden anlatıyordu. Adeta Homeros’la bir diyalog içindeydi. Savaş karşıtlığının altını çiziyordu.
“Odysseia” benim için bir kahramanlığın değil, savaşın insan ruhunda açtığı yaraların destanıdır. Troya düşmüş ama savaş bitmemiştir. Asıl savaş, eve dönmeye çalışan insanın içinde sürmektedir.
Odysseus yalnız denizlerle, doğayla, tanrılarla, “düşmanla” değil; suçlulukla, özlemle, kibirle, öfkeyle, pişmanlıkla, kinle, vicdanıyla da mücadele eder.
Bugün de dünyaya baktığımda kazanılan........
