Yunanistan’ın Selanik kentinde bu sene 7-17 Mart tarihleri arasında organize edilmiş olan belgesel festivali vesilesiyle muhtelif uzunluklarda, gayet geniş bir içerik skalasında 66 adet “yerli” belgesel seyirciyle buluşuyor. Bazıları etkinliğin yarışmalı bölümlerinde, bazıları yarışma dışı gösterilecek filmlerin içeriği mevzubahis eserlerin Türkiye’de de mutlaka gösterilmesi gerektiğini hissettiriyor.

Ne de olsa, sözde demokratik rejimlerin cilalı imajlarının pekiştirilmesine alet edilseler bile cesur belgeseller, baskının çok daha geniş kapsamlı olduğu diyarlardaki halklara da ilham verme kapasitesine mutlaka sahipler.

Lezbiyen kadınlar 70’li yıllardan itibaren gezegenin her köşesinden Midilli (Lesvos) adasının küçük köylerinden biri olan Eressos’a akın etmeye başlamıştı. Yerel halk ile yeni gelen lezbiyenler arasında gerginlikler başlamışken Tzeli Hadjidimitriu hem yerli hem de lezbiyen olduğu için ikisinin arasında kalmış ve kırk yılı aşkın bir süreçte aşkları, toplumu, çatışmaları ve kabul edilmenin ne manaya geldiğini kaydetmeye girişmiş.

26. Selanik Uluslararası Belgesel Festivali'nin Newcomers bölümünde yer alan 2023 Yunanistan yapımı 78 dakikalık "Lezbiyen" (Λεσβία/Lesvia) adlı belgesel ortalığı epeyce neşelendirecek gibi duruyor.

Fotoğrafçı olarak da tanınan ve ilk defa uzun metrajlı bir belgesele imza atan Tzeli’nin adı aynı zamanda senaryo, sinematografi, ses ve prodüksiyon hanelerinde de mevcut.

Kadınların çoğunlukta olduğu ve erkek bakışlarından uzakta rahat ettikleri bir ortamla karşı karşıyayız.

Adadaki muhafazakârlar Sapfo’ya lezbiyen sıfatını yakıştıramadıkları gibi onların nezdinde sadece şair olduğunu belirtmeyi tercih etseler bile meşhur şairin Midilli’den dünyaya yaydığı ilham dalgalarına engel olamadıkları kesin. Günümüzde lezbiyenliğin toplumlar içinde ulaştığı seviyenin elde edilmesinde yeni nesillerin ablalarına çok şey borçlu olduğu da muhakkak.

İki Olimpiyat madalyası sahibi Sofia Bekatorou Yunanistan’da #MeToo hareketinin kıvılcımını ateşlediği gibi kendisinden daha genç bir atletin sessizliğini bozması yönünde ilham da vermiştir. Mihenk taşı özelliğini taşıyan hukuki davada Sofia, çocukluk yıllarında bir antrenörün sürekli tacizine maruz kalmış Amalia’nın adalet arayışında baş destekçisi oluyor.

2024 Yunanistan yapımı 96 dakikalık "Mıh" (Tack) adlı belgesel de festivalin Newcomers klasmanında seyirciyle buluşacak. Filmin yönetmeni Vania Turner’ın adını aynı zamanda senaryo, sinematografi ve kurgu hanelerinde de görüyoruz.

“Hayır dediğim zaman istemiyorum manasına geliyor” diye topluca haykıran kadın göstericilerin enerjileri sizi bir kez daha düşünmeye sevk edecektir. 38 yaşındaki tacizcinin sistematik tecavüzü tabii bir münasebet olarak tasvir etmesi ise tüylerinizi diken diken edecektir. Muhafazakâr toplumun Amalia meselesi hakkında konuşmakta zorluk çekmesi bir yana failin aleyhinde bir söz söyleyemediğine de ne yazık ki şahit olacaksınız.

"Avant-Drag!" adlı belgesel Atina’da kalıplaşmış cinsel rolleri alaşağı eden 10 performans sanatçısına gayet neşeli bir bakışla eğiliyor. Onlar üstlendikleri rollerle, toplumsal cinsiyet, milliyetçilik, aidiyet ve kimlik klişelerini yerle bir etmekle iştigal etmektedir; o yüzden de ne yazık ki polis şiddetine, transfobiye ve ırkçılığa maruz kalıyorlar.

2024 yılı Yunanistan yapımı 92 dakikalık filmin yönetmeni Fil İeropoulos’un adını aynı zamanda kurgu hanesinde de görüyoruz. Filme Uluslararası Rotterdam Film Festivalinin Critics’ Choice bölümünde de rastlıyoruz. Çarpıcı belgesel Selanik festivalinin Film Forward bölümünde seyirciyle buluşacak.

Bir mücadele ve direniş alanı olarak Atina’nın sokaklarında böylesine iddialı görüntülerle yolunuzun kolay kolay kesişmediği kesin!

Antoinetta Angelidi film için “Yeni bir avangarda hoş geldiniz!” demiş.

International Cinephile Society’den M.J.Jennifer ise film hakkındaki düşüncelerini “Kuir kimliği hakkında karmaşık bir keşif” cümlesiyle ifade etmiş.

Charlie Kaufman “Derin ve dokunaklı” sıfatlarını kullanmış.

Dirty Movies’ten Victor Fraga filmi “Kişisel ifadenin bir kutlaması” olarak betimlemiş.

Atina’nın merkezinde bir sanatçı topluluğu faaliyetlerinin organizasyonunu şahsen yürütmektedir. "EMBROS: Hür Özyönetimsel Bir Tiyatro" (ΕΜΠΡΟΣ: Ένα ελεύθερο αυτοδιαχειριζόμενο θέατρο/EMBROS: A Free Self-Managed Theater) adlı belgesel bizi alternatif bir dünyanın yaratıcı merkezi olan bir bina ve müdavimleriyle tanıştırıyor; filmin kahramanlarının mücadelelerine seyirciyi dahil edip benzer direnişler için şevkimizi artırıyor.

1989 yılında Embros tiyatrosu olana kadar geçen uzun seneler boyunca mevzubahis bina Embros gazetesine ev sahipliği yapmıştır. Bugün aynı binada bulunanlar faaliyetlerinin organizasyonundan sorumlu tiyatrocular olarak hür ifadenin bayraktarlığını yapmakta ve herkese açık meclislerle de icraatlarını taçlandırmaktadırlar.

2024 Yunanistan yapımı 71 dakikalık filmin yönetmeni Alkistis Kafetzi aynı zamanda filmin senaryosuna, kurgusuna ve prodüksiyonuna imza atmış, sinematografisine katkıda bulunmuş.

Film 26. Uluslararası Selanik Belgesel Festivalinin Open Horizons bölümünde yer alıyor.

EMBROS için “Katalizör” diyenler mevcut.

Sanatta, ifadede bir hürriyet okulu, ticarî ana akıma bir direniş müessesesi olduğunu söyleyen de var.

Hangi milletten olursa olsun, insanların orada kendilerini kabul edilmiş hissetmeleri de mühim.

“Bir insan öldürüldüğünde ne yapacağız, zil takıp oynayacak mıyız, yoksa siyasi sözümüzü söylemekten imtina mı edeceğiz?” minvalinde laflar da müdavimlerin hislerini isabetle dışa vuranlardan.

Devletin, yıllardan beri gayet verimli bir sanat merkezinin işgal edilmiş bir binada hizmet vermesine olan tahammülsüzlüğü de filmde seyircinin yüzüne çarpılıyor.

Napoli’de benzer bir organizasyonun belediye tarafından yerinden edilme tehditleriyle karşılaşmadığı gibi desteklendiğinden de haberdar oluyoruz.

Telefondan sık sık duyduğumuz “Telefon görüşmesi güvenliğiniz için kayda alınmaktadır…” gibi uyarılar, üzerimizdeki baskının geniş spektrumuna dair, fimde layıkıyla kullanılan isabetli örneklerden biri.

Selanik Belgesel Festivali tüm hızıyla devam ediyor…(MT/AÖ)

QOSHE - Komşuda pişer, bize de düşer… - Murat Türker
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Komşuda pişer, bize de düşer…

18 0
09.03.2024

Yunanistan’ın Selanik kentinde bu sene 7-17 Mart tarihleri arasında organize edilmiş olan belgesel festivali vesilesiyle muhtelif uzunluklarda, gayet geniş bir içerik skalasında 66 adet “yerli” belgesel seyirciyle buluşuyor. Bazıları etkinliğin yarışmalı bölümlerinde, bazıları yarışma dışı gösterilecek filmlerin içeriği mevzubahis eserlerin Türkiye’de de mutlaka gösterilmesi gerektiğini hissettiriyor.

Ne de olsa, sözde demokratik rejimlerin cilalı imajlarının pekiştirilmesine alet edilseler bile cesur belgeseller, baskının çok daha geniş kapsamlı olduğu diyarlardaki halklara da ilham verme kapasitesine mutlaka sahipler.

Lezbiyen kadınlar 70’li yıllardan itibaren gezegenin her köşesinden Midilli (Lesvos) adasının küçük köylerinden biri olan Eressos’a akın etmeye başlamıştı. Yerel halk ile yeni gelen lezbiyenler arasında gerginlikler başlamışken Tzeli Hadjidimitriu hem yerli hem de lezbiyen olduğu için ikisinin arasında kalmış ve kırk yılı aşkın bir süreçte aşkları, toplumu, çatışmaları ve kabul edilmenin ne manaya geldiğini kaydetmeye girişmiş.

26. Selanik Uluslararası Belgesel Festivali'nin Newcomers bölümünde yer alan 2023 Yunanistan yapımı 78 dakikalık "Lezbiyen" (Λεσβία/Lesvia) adlı belgesel ortalığı epeyce neşelendirecek gibi duruyor.

Fotoğrafçı olarak da tanınan ve ilk defa uzun metrajlı bir belgesele imza atan Tzeli’nin adı aynı zamanda senaryo, sinematografi, ses ve prodüksiyon hanelerinde de mevcut.

Kadınların çoğunlukta olduğu ve erkek bakışlarından uzakta rahat ettikleri bir ortamla karşı karşıyayız.

Adadaki muhafazakârlar Sapfo’ya lezbiyen sıfatını yakıştıramadıkları gibi onların nezdinde sadece şair olduğunu belirtmeyi tercih etseler bile meşhur şairin Midilli’den dünyaya yaydığı ilham dalgalarına engel olamadıkları kesin. Günümüzde lezbiyenliğin toplumlar içinde ulaştığı seviyenin elde edilmesinde yeni nesillerin ablalarına çok şey borçlu olduğu da muhakkak.

İki Olimpiyat madalyası sahibi Sofia Bekatorou Yunanistan’da #MeToo hareketinin kıvılcımını ateşlediği gibi kendisinden daha genç bir atletin sessizliğini........

© Bianet


Get it on Google Play