Mahir ve biz
Bu kez sizinle, yakın zamanda çıkan Mahir Çayan Kitabı (Dipnot Yayınları) vesilesiyle Mahir ve bizim kuşak üzerine konuşmak istiyorum. Ancak önce kitaptan biraz bahsedeyim.
Kitap, yayına hazırlayan Emir Ali Türkmen’in ifadesiyle, daha önce Türkiye soluyla ilgili çıkmış bir diziyi de kastederek, tarihsel bir birikimi yeni kuşaklara ulaştırma niyetiyle basılmış. Ayrıca Türkmen şunları da ilave ediyor: “Mahir Çayan’a gelirsek… Onun bıraktığı metinler –‘Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi’, ‘Suni Denge’, ‘Yeni-sömürgecilik’– Türkiye solunun teorik birikimi içinde gerçekten önemli bir yere sahip. Özellikle emperyalizmin kriz dönemlerine dair yaptığı analizler bugün bile tartışılmaya devam ediyor. Hatta bugünün emperyalizm tartışmalarına baktığımızda, Mahir’in meseleyi daha “içsel” bir olgu olarak ele alan yaklaşımının özgünlüğünü ve önemini vurgulamak gerekiyor. Bu da onun sadece pratiğiyle ön plana çıkan siyasal bir figür değil, aynı zamanda işin teorisine de kafa yoran bir devrimci olduğunu gösteriyor.” (M. Ender Öndeş, Emir Ali Türkmen’le söyleşi, Yeni Yaşam, 26 Mart 2026.)
Kitabı bu çerçevede destekleyebilmek için Mahir’in Toplu Yazıları’nın yanı sıra, kimileri doğrudan yoldaşı olmuş, bir kısmı ise takipçisi olan politik figürlerin aktarımlarına bu kitapta yer verilmiş. Kitabın hazırlığına yıllar önce başlanmış, sonra unutulmuş. Bugün yeterince yenilenmeden basılması, bence kitapla ilgili iddianın düzeyini düşürüyor. Şöyle ki, kitapta yer alan ek yazıların tamamını kaleme alan kişiler yaşıyor. Bu anlamda, örneğin Ertuğrul Kürkçü’nün daha önceki bir kitabından bir bölümü bu yeni kitaba aktarmak yerine, pekâlâ yeni ve derli toplu, Mahir başlığında bir yazı istenebilirdi. Abdullah Öcalan’ın adına yer alan yazı ise bir derleme. Ondan da bu konuda yeni bir yazı talep edilebilirdi. Diğer yazarların da yazılarını yenileyerek kitapta yer almaları sağlanabilirdi. Tabii bütün bunlar benim uzaktan izlenimim, elbette söylediğim şeylerin karşısında engeller var mıydı, bilmiyorum. Bu yüzden peşinen, kitabın hazırlanma süreciyle ilgili zorluklara dair eksik bilgilerim olabileceğini kabul ediyorum.
Sonuçta kitabın basılmış olması, belki hedeflenen Mahir başlığındaki birikimin aktarılması için yeterli değil, ancak bu konudaki boşluğa işaret etmesi anlamında önemli. Özellikle kolektif, sistematik, bilimsel ciddiyet ögelerini bir arada bulunduran ve günümüzde devrimci siyaset üretmenin olanaklarını önceleyen kurumsallaşmış uğraşlar şart. Bugün olan, maalesef kapitalizmin tüketim kalıplarının bir gereği olarak bireysel şovdan ibaret. Bu olumsuzluğun dünyada bilinen en tipik örneği Žižek. Militanın yerini aktivistin aldığı bu düzlemde, “yorumcu”nun da benzer türden pop bir tüketim nesnesine dönüştüğü gözlemleniyor.
Bütün bunların yanı sıra, bugün özellikle genç kesimler içerisinde sadece Mahir değil, başka politik kişiliklerin de bir tür ikonalaştırmaya........
