Kıbrıs gazının kardeşçe paylaşım kurgusu
Kardeşçe paylaşmak nedir? Fifti fifti. Bütün Kıbrıs adasının denizlerinde çıkacak gazın yarısı senin, yarısı benim. Bunun pazarlığı zaten yakışıksız olur. Üç bana, beş sana hesabına girersek zaten olayın keyfi kaçar; kardeşliği de kalmaz. ‘Kim kime ne kadar diş geçirebilirse’ mücadelesine geliriz.
Peki nasıl olacak bu? Rum neden kabul etsin Türkler ile gazı paylaşmayı? Onlara göre gazın hepsi onların değil mi?
Keyifleri isterse kabul ederler, istemezse kabul etmezler ama bize yakışanı, kendi çözümümüzü masaya koyalım. Biraz masada önerimiz beklesin, demlensin. Bırakalım ötesini onlar düşünsünler.
Gelin, masaya koyacağımız öneriyi kurgulayalım. Anlaşma sadece Ankara ve Atina arasında imzalanacak. Ankara ve Atina ortak bir şirket kuracak; %50-%50 ortaklık olacak. İsmi “Cyprus Petroleum” (CP) diyelim. Atina, Rum kesimi ile kendi hissesini paylaşacak; istedikleri oranda paylaşırlar. Biz de KKTC ile hissemizi paylaşacağız. Misal, yarı yarıya olabilir; orası da halledilir. Anlaşma süresine de misal, 20 sene diyelim. İstenirse uzatılır.
Anlaşma uyarınca, Kıbrıs adasının çevresindeki karasuları ve ekonomik yetki sahasındaki tüm petrol ve gaz hakları CP’ye devredilecek. Rum kesimi kendi parlamentosundan yasa geçirecek, KKTC kendi parlamentosundan geçirecek ve iki taraf da muhatabı olan Atina ve Ankara ortaklığındaki CP şirketine ilgili çalışma ve yetkilendirme iznini verecek. Karasularını ve hatta kara sınırlarını tariflemeden, bu konuda kavgaya tutuşmadan, geniş anlamda tüm Kıbrıs adasının sularındaki petrol ve gaz hakkı şirkete devredilecek. İki taraf da mevcut tüm yetki, arama, sondaj vb. sahalarının lisansını iptal edecek ve ilgili şirketleri CP ile masaya oturup yeni anlaşma yapmaya davet edecek. Mevcut çalışan şirketlere, çalışma başlattığı sahalarda devam etmeleri için bir miktar kolaylık sağlanabilir. Beğenmeyen gider, nereye isterse dava açar.
Buraya kadar dikkat ettiyseniz Rum kesimine henüz havucu uzatmadık. Buraya kadar Rum kesimi için bu anlaşma “kabul edilemez” seviyede. Şimdi havuç kısmıyla devam ediyoruz.
CP şirketine ilave olarak Türkiye ve Yunanistan’dan boru hattı geçirme, döşeme haklarını ve ilgili tüm lisansları da veriyoruz. İlgili pompa istasyonları, depoların kurulumu, deniz altından Türkiye’ye boru döşenmesi, hattın Yunanistan’a geçirilmesi ve oradan ilgili ülke sınırına kadar ulaştırılmasının hakkı da CP şirketine veriliyor. Yani Türkiye ve Yunanistan, gazın geçişi için alacağı paradan, vergilerden feragat ederek bu hakkı ortak olduğu ilgili şirkete devretmiş oluyorlar. Türkiye’deki sınır daha uzun; bu yüzden Türkiye aslında daha büyük varlığı şirkete sermaye olarak koymuş oluyor.
Bu geldiğimiz seviye, Rum kesiminin anlaşmayı kabul etmesi için makuldür. Bu anlaşma olmazsa Rum kesimi yabancı petrol şirketleri ile avantajlı üretim anlaşması yapamaz; çünkü gazın mülkiyeti tartışmalı, sınır ihtilafı var, politik ihtilaf var ve hatta ileride askerî çatışma riski dahi var. Zaten mevcut anlaşmaları da dengesiz, fazlaca petrol şirketleri lehine. Zaten gaz üretilse dahi pazarlanması, Rum kesimi için çok pahalı olacak. Bunu biliyorlar; bu yüzden keşfedilen gaz sahalarında üretim konusunda gecikmeler var.
Önerdiğimiz anlaşma ile bütün sorunlar ortadan kalkıyor. Politik risk ortadan kalkıyor, yabancı firmalara pahalı fiyattan bu arama bölgeleri tahsis edilebilir ve üretilen tüm gazın pazarlanması için en uygun boru hattı çözümleri de hazır. Daha ne istesinler? Elbette bu zenginliği komşuları Türkler ile paylaşacaklar. Kıbrıs’ın toprağını da, kaynaklarını da seve seve, er ya da geç paylaşmaya razı olacaklar; buna mecbur olduklarını biliyorlar zaten. Bu anlaşma ile masaya bir çözüm koymuş oluyoruz.
Dikkat ederseniz KKTC ile Rum kesimi arasındaki mevcut politik problemden CP şirketini soyutladık. Yani mevcut statüko devam edecek; KKTC’yi tanıma şartını dayatmıyoruz, Rum kesimini tanıma şartını da Ankara’ya dayatmıyoruz. Sadece adanın ekonomik potansiyelini kurguladığımız çözüm ile taraflara açıyoruz.
Anlaşmaya biraz daha tatlandırıcı katmak istersek, Ankara ve Atina’ya belirli makul fiyatlardan CP’nin ürettiği gazın satın alımı taahhütlerini de getirebiliriz. Diğer taraftan TPAO’nun ve BOTAŞ’ın teknik imkânlarını da masaya gerektiğinde koyabiliriz.
Kendinizi Atina’nın yerine koyun. Hakan isimli adam, karşı kıyıdan elinde bu anlaşma ile gelmiş, masaya anlaşmayı koymuş. Atina gözlüğünden baktığınızda size havadan para geliyor. Normalde Kıbrıs adasında üretilen gazın parası zaten Atina’ya kalmaz. Kıbrıs Rumları Atina’ya koklatmazlar o parayı. Üstelik zaten Kıbrıs Rumları Yunanlıdan iki kat daha zengin; yani bir adaletsiz durum da mevcut. Bu anlaşma havadan Atina’ya para kazandıracak. Hâliyle Atina’nın, Rum kesimini ikna etmesini beklemeliyiz.
Bizim de işimize gelir doğrusu. Hem Kıbrıs Türkü hem Türkiye’deki vatandaşlarımız zenginleşir.
Bir de olayın jeopolitik yansıması olacaktır. Böyle bir anlaşma “Türkiye tehdidini” ortadan kaldıracak ve Rum’u ve Yunanistan’ı İsrail’in kucağından kaldıracaktır. Zaten Yunanlılar Ortodoks ve Katolik’tir. Filistin destekçisi güçlü bir sol damarları vardır ve İsrail’in yaptığı mezalime geleneksel olarak karşıdırlar. Son senelerde Türkiye ile ilişkiler bozulduğu için kendilerini İsrail’in kucağında buldular. Bu anlaşma geçerse Doğu Akdeniz’de bambaşka fırsat ve iş birliklerini konuşmaya başlarız.
CP’nin merkezi nerede olmalı? Belki bir yönetim merkezi İstanbul’da, bir tane de Selanik’te kurulabilir. Bu merkezler Rum kesimi ve KKTC tarafındaki ortakları ile işleri yürütürler. Arada mesafe de çok fazla değil; gerektiğinde araba ile dahi gidilebilir. Şirket başkanlığı dönüşümlü yönetilebilir; yönetim kurulunda zaten eşit miktarda Ankara ve Atina temsilcisi olacaktır. Diğer bir kurguda ise CEO Yunan olursa şirket merkezi İstanbul’da olur ve şirket gelirleri Türk bankasına aktarılır. Yani yönetim, denetim, pazarlama, finans, şirket merkezi konularında akıllıca bir denge kurulmalı. Günün sonunda kurulan yapı, iç çekişmeleri olmayan, hızlı ve etkili karar alıp uygulayan ve tarafların menfaatlerini gözeten bir yapıda olmalı.
Rum kesimi bu kadar çekici anlaşma sunmamıza rağmen, içlerindeki aşırıcılar sebebiyle anlaşmaya mesafeli yaklaşabilirler ve mevcut durumun onlar için daha kârlı olacağını düşünebilirler. Bu sebeple mevcut durumu da çalışmalıyız ve Rum kesimi mevcut durumun parlak olmadığını görebilmeli.
Öncelikle bugün itibarıyla Kıbrıs, sıfır litre petrol ve sıfır metreküp gaz üretiyor. Güney tarafında, Filistin/Gazze/İsrail deniz sınırı tarafında keşifler yapıldı. Ağırlıklı Amerikan, İngiliz, Katar ve Fransız şirketlerin hisseleri var. Asıl mesele olan gazın pazarlanması konusunda ise Mısır ile anlaştılar. Mısır’a boru hattı çekilecek ve Mısır gazın birincil alıcısı olacak. Mısır alım taahhüdü de verdi.
Türkiye’nin hem Mısır üzerinden hem ilgili petrol firmaları üzerinden hem de AB üzerinden çalışması gerekli. Mısır, bu gazın alımı konusunu ve boru hattı konusunu yokuşa sürmeli. Türkiye, Mısır’ın zaten zengin gaz yatakları olan Nil Deltası bölgesinde TPAO üzerinden yatırım yapmalı ve Mısır’ın ihtiyaç duyduğu ilave gazı üretip Mısır’a satmalı. Libya tarafında da TPAO yatırım yapmalı ve boru hattı ile Mısır’a gazı satmalı. Böylece Kıbrıs tarafı Mısır üzerinden gazı pazarlamanın zor olacağını görmeli.
Kıbrıs’ta gazı bulan şirketlere de Türkiye baskı yapmalı. İngiliz ve Katar şirketleri ile Türkiye’nin yoğun ilişkileri var; bu ilişkiler üzerinden baskı yapılmalı ve şirketler Kıbrıs tarafını Türkiye’nin önerdiği çözüme yönlendirmeliler.
Üçüncü baskı kanalı ise AB üzerinden. AB’nin ve NATO’nun küreselci kesimi Türkiye’ye mevcut konjonktürde hayli muhtaç hâlde ve manyak Trump’a karşı ilişkileri iyi tutma arayışındalar. Bu kesim de Kıbrıs ve Yunan’a net mesaj vermeli ve tek çözümlerinin Türkiye’nin masaya koyduğu anlaşma olduğunu izah etmeli. Gerekirse projeye kredi vb. ilave havuçlar eklemeliler. Küreselcilerin medya grupları da hem Yunan hem Rum tarafındaki medya grupları ve STK’lar üzerinden kamuoyunu yönlendirmeli.
Potansiyel havuç olarak kullanılabilecek diğer argüman ise CP şirketi üzerinden ileride Filistin, Lübnan ve Mısır gazının da deniz altı boru hattı üzerinden getirilebileceği argümanı olabilir. Israil de bir gün barışçı normal bir ülke haline gelirse o gaz da sisteme eklenebilir.
Son havucu ise deniz altı telekom kabloları ve deniz tabanındaki diğer kaynakların kullanımı konusunda kullanabiliriz. Bu anlaşma ile gerekirse bu tür konularda da çözümler üretilebilir hâle gelecektir. Türkiye’nin itirazına rağmen Kıbrıs civarındaki deniz dibinden telekom/data kablosu geçirmek bir hayaldir ve su altı savunma teknolojileri açısından Türkiye güvenliği için bir tehdittir; bu mesajı da verebilmeliyiz.
Özetle, kurgulayıp masaya koyacağımız çözüm ile Kıbrıs’ın gaz kaynakları konusunda tam çatışma durumundan tam iş birliği durumuna geçme potansiyelimiz var. Bu diplomatik bir başarı olur ve Ege’nin gazı ve petrolü gibi diğer ihtilaf konularında da çözüm alternatiflerinin oluşturulmasını kolaylaştırabilir.
Unutmayalım ki Türkiye ve KKTC’nin toplam nüfusu, Yunanistan ve Rum kesiminin toplam nüfusunun 8 katıdır. Yani Kıbrıs gazı Yunan’ı bize göre kişi başı hesapta 8 kat fazla zenginleştirecektir. Bu yüzden onlar için bu anlaşmanın hayata geçirilmesi bizden çok daha önemlidir. Akılları varsa seve seve kabul ederler ve hızla hayata geçirmek için çabalarlar.
Bu önerdiğimiz çözümün kesin karşısında konumlanacak ülkeler ise Netanyahu kabinesi tarafından yönetilen İsrail ve ABD hükümetleri olacaktır. Bu kesimden bu anlaşmaya karşı tavır ve eylem beklemeliyiz.
Atina ve Rum kesimi bu anlaşmayı bugün kabul etmeyebilirler, bilemeyiz. Biz tasarlayıp masaya koyalım; masada anlaşma dursun, demlensin. Kıbrıs’ta gazin üretimi ve pazarlaması konusunda sorunlar yaşandıkça, Yunanistan ve Rum kesimi ekonomik olarak zayıfladıkça gözleri bu anlaşmaya kayacaktır ve zaman içinde ilgili ülkelerde bu konuda tartışmalar tetiklenecektir.
Hazır Doğu Akdeniz’deki gaz kaynaklarının üretimi ve paylaşımı konusunu açmışken İsrail gazı konusuna da değinelim. İsrail bugün itibarıyla önemli bir gaz üreticisidir; denizde ürettiği gazı da önemli ölçüde Mısır’a satmaktadır. Mısır her sene milyarlarca doları İsrail’e gaz ücreti olarak ödemektedir; yani İsrail’in katliamlarını ve savaş makinesini Mısır, istemeden de olsa bu şekilde finanse etmektedir. Netanyahu’nun büyük insan hakları ihlalleri ve katliamlar yapan kabinesinin yönetiminde olan İsrail’e bu şekilde destek olmak ahlaken ve (muhtemelen) hukuken uygun değildir. Mısır’ın gaz ihtiyacı için TPAO, Mısır ve Libya’da daha çok yatırım yapmalıdır ve İsrail’e bağımlılık sonlandırılmalıdır. Kısa vadede devreye alınabilecek çözüm ise Körfez ve Rus gazını LNG tankerleri ile Mısır’a aktarmak olabilir.
Son konu ise Gazze ve Filistin açıklarındaki gaz konusudur. Filistin ve Gazze’nin Akdeniz’deki deniz yetki alanı iddiaları ve çalışmaları desteklenmelidir ve İsrail’in mülkiyeti tartışmalı olan bu gazı çıkartıp dünyaya illegal şekilde satması durumuna karşı hukuki ve siyasi mücadele verilmelidir.
