Marx, Althusser ve Eagleton
Marksist estetikte göreli özerklik tartışmasını, bir önceki yazıda Marx’tan Lukács’a uzanan kuramsal hat üzerinden ele almıştık. Ne var ki bu teorik çerçeve, sanat ile ideoloji arasındaki ilişkinin nasıl kavranacağı sorusunu bütünüyle çözmez. Çünkü Lukács’ın bütünlük merkezli yaklaşımı, sonraki Marksist düşüncede yeni bir kırılmanın zeminini hazırlar.
ALTHUSSER’DE ÜSTYAPININ ÖZGÜLLÜĞÜ
Althusser’in göreli özerklik kavrayışı, Lukács’ın bütünlük merkezli estetiğinden önemli ölçüde ayrılır. Lukács, sanatın toplumsal bütünlüğü yansıtabileceğini savunmuştu, Althusser ise bunun imkânsız olduğunu savunur. Ona göre toplum, birbirine indirgenemez düzeylerden oluşan karmaşık bir yapıdadır ve sanat, bu yapıyı çelişkileri ve boşluklarıyla gösterir. Althusser’e göre hukuk, siyaset, ideoloji ya da kültür, salt ekonomik temelin mekanik uzantıları olarak görülemez; çünkü her birinin kendi iç dinamikleri, ritimleri ve etki biçimleri vardır. Bu alanlar, toplumsal bütünün yeniden üretiminde etkin roller üstlenir. Ekonomik belirlenim elbette korunur, fakat Althusser’in ünlü formülasyonuyla “son kertede belirlenim” olarak. Yani ekonomi belirler ama bu düz bir yol izlemez; yol dolambaçlı, gecikmeli, sapmalıdır ya da araya giren başka belirlenimlerle doludur.
Althusser’in “aşırı belirlenim” kavramı, zaten toplumsal olguların tek bir nedensellik hattına indirgenmesine karşı oluşturduğu bir kavram; siyasal krizler, ideolojik dönüşümler ya da kültürel sıçramalar, çoklu etkenlerin sonucundadır. Üstyapı kurumlarının birbirleriyle eklemlenmesi süreci karmaşıktır. Öyleyse toplumsal bütün, tekmerkezli bir yapı olmaktan ziyade, farklı düzeylerin karşılıklı etkileşimiyle işleyen dinamik bir sistemdir.
EAGLETON’DA ESTETİK
Eagleton, İdeoloji ve Estetiğin İdeolojisi gibi çalışmalarında estetik deneyimi, öznenin dünyayla kurduğu ilişkinin ideolojik olarak yapılandırılmış bir görünümü olarak ele almıştır. Dolayısıyla, Mehring’de olduğu gibi onda da estetik dar anlamda güzellik yargılarına indirgenemez. Bu nedenle sanat, her şeyden önce ideolojiktir, ona indirgenemese de ideolojinin dışında değildir; göreli özerklik de sanatın ideolojiyle kurduğu gerilimli ilişkinin........
