Türkan Şoray, Yılmaz Güney, Rüçhan Adlı, Ertem Eğilmez
76’ncısı düzenlenen Berlin Film Festivali’nde (Berlinale) Türk sineması tarihi bir başarıya imza attı. Festivalin en büyük ödülü olan Altın Ayı, İlker Çatak’ın yönettiği “Sarı Zarflar” filmine verilirken, Emin Alper’in “Kurtuluş” filmi Jüri Büyük Ödülü olan Gümüş Ayı’nın sahibi oldu.Bu eşi, benzeri az görülen bir mucize...
Emin Alper, ödül konuşmasında şunları söyledi:
"Dört yıldır hapiste olan arkadaşım Çiğdem. Tayfun, Can ve Mine. Sekiz yıldır hapiste olan Osman Kavala. Dokuz yıldır hapiste olan Selahattin Demirtaş. İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer tüm belediye başkanları. Ve onlara oy veren milyonlarca insan. Yalnız değilsiniz. Yalnız kalmayacaksınız. Yalnız kalmayacağız."
"Öncelikle bizi burada ağırladığı için Berlinale ekibine teşekkür ederim ve elbette jüriye de teşekkür ederim. Bu benim için büyük bir onur. Yapımcılarıma, harika oyuncu kadroma ve ekibime ve bu filmi destekleyen herkese teşekkür ederim.
Filmimiz korkunç suçlar işlemiş failler hakkında. Film boyunca onların zihniyetini anlamak istedim. Aynı zamanda hayatta kalanların durumunu da anlamaya çalıştım.
Onları çok düşündüm ve öğrendiğim şeylerden biri şu oldu: En korkunç yalnızlık türü, acı çekerken yaşadığınız yalnızlıktır. Haklarınızı gün be gün kaybederken, kendi vergilerinizle alınmış mermilerle vurulurken, sizi insan bile görmeyenler tarafından bombalanırken, o anlarda tamamen yalnızsınızdır.
Ama kimsenin sizi umursamadığını ve sizi düşünmediğini gördüğünüzde, dünyadaki en yalnız insan olursunuz. O yüzden burada yapabileceğimiz şey, sessizliği bozmak ve onlara gerçekten yalnız olmadıklarını hatırlatmaktır. Gazze’de en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Filistinliler, yalnız değilsiniz.
Zulmün altında acı çeken İran halkı, yalnız değilsiniz. Rojava’da ve Orta Doğu’da neredeyse bir asırdır hakları için mücadele eden Kürtler, yalnız değilsiniz. Son olarak, benim halkım, yalnız değilsiniz.
Dört yıldır cezaevinde olan sevgili arkadaşım Çiğdem, yalnız değilsin. Tayfun, Can ve Mine, siz de yalnız değilsiniz. Sekiz yıldır hapiste olan Osman Kavala, dokuz yıldır Selahattin Demirtaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve şu anda hapiste olan diğer tüm belediye başkanları. Yalnız değilsiniz.
Biz yalnız değiliz. Yalnız kalmayacağız. Küçük bir not, bu kızım için bir doğum günü hediyesi.
Yakında üç yaşına girecek ve ayıları seviyor."
1960'ların sonunda Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Türkan Şoray, Fatma Girik ve Filiz Akın Beşiktaş sırtlarındaki Nişantaşı'na, ValiKonağı Caddesi'ne komşu Topağacı'nda konut sahibiydiler...
Şoray evini annesi Meliha Şoray ile paylaşıyordu...
Lüks konutlar inşa etmekle ünlü müteahhit Sedat Anak'ın malikane tarzında inşa ettiği ve Cevdet Sunay'ın oturduğu apartmanın adı Cumhuriyet'ti...
Yahudi süper zenginler de bu bölgede ev sahibiydi...
Fatma Girik 22 yaşındayken Topağacı’ndan nefis bir ev satın almıştı. İki akvaryum alıp akşamları yüzen balıkları seyretmek istedi...“Acaba hobisi olan akvaryumları evin duvarının içine gömemez miydi? Öyle ya duvarı deler, içine beton döker, dışına da cam koyardı.” Bir "inşaat ustası" (!) çağırıp aynen böyle yaptı. Akvaryumun iç düzenlemesini de tamamladı. Suyu doldurdu. Tam Japon balıklarını almak için gitmeye hazırlanıyordu ki kapı çaldı: “Dışarıda biri ‘Bu ne? Bizi boğacak mısın?’ diye bağırıyordu. Alt kattaki komşunun eşyaları su içinde kalmıştı. Mühendisler geldiler ve duvarın durumunu tehlikeli görerek evi mühürlediler.” (Ocak 1964)
Dönemin en çok satan gazetesi Hürriyet şöyle bir başlık atmıştı: "Türkan Şoray ile Rüçhan Adlı dövüştü"
Rüçhan Adlı sevgilisi olan Türkan Şoray çapkınlığıyla ve günde dört paket sigara içmesiyle ünlü film yönetmeni ve yapımcısı Ertem Eğilmez ile Venedik'te gondol sefası yapınca İtalya'dan dönüşünde sevgilisi Türkan Şoray'ı Topağacı'ndaki evinin kapısında karşılamış ve kıskançlık, sinir krizi geçiren Rüçhan Adlı ile ondan 22 yaş küçük Türkan Şoray şiddetli bir kavgaya tutuşmuştu...
Rüçhan Adlı Türkan Şoray'ın annesi Meliha Şoray'ın kendisine karşı muhalefetini, vetosunu ortadan kaldırmak için çok uğraşmıştı...
Kasım 1968'de dönemin gazete patronu olan Haldun Simavi (1925), yeni gazetesi Günaydın'ın sorumluluğunu 29 yaşındaki Rahmi Turan’a (1939) verdi. Turan, 26 Kasım 1968’de, ofset tekniği ile yayınlanan ilk gazetelerden olan Günaydın gazetesini kurup yayına başlattı. Günaydın gazetesi kısa sürede Türkiye’nin en çok satan gazetesi haline geldi. Tirajı zaman zaman 1 milyonu aştı.
Günaydın Gazetesi'nin muhabiri Ertuğrul Akbay'ın "Türkan Şoray hayatının hikayesini, dönüm noktalarını, ailesini, her şeyini, sırlarını Günaydın'a samimiyetle anlattı" yazı dİzisi Günaydın'ın 150 bin yeni okuyucu kazanmasına neden oldu...
Türkan Şoray tok gözlüydü ve gazeteden herhangi bir telif hakkı,telif ücreti istemedi...
Bunu öğrenen gazete patronu Haldun Simavi Şoray'a 25 bin lira değerinde elmas taşlı bir bilezik hediye etti...
Türkan Şoray'ın Bilinmeyen Duyulmayan Hayat Hikayesi'yle günlük gazete satışını 150 bin arttırma fikri Rahmi Turan'dan çıkmıştı...
(YARARLANILAN KAYNAK KİTAP: AKGÜN TEKİN'İN YAZDIĞI TÜRK BASININDA KAYAN YILDIZ HALDUN SİMAVİ'NİN GÜNAYDIN'I)
21. yüzyılda Ayşe Barım kurduğu şirketiyle film yıldızlarına profesyonel menajerlik hizmeti veriyor...
Türkan Şoray ile Rüçhan Adlı'nın sevgili ilişkisinde otomobil yedek parçaları satan dükkanları olan Rüçhan Adlı oyuncunun fahri menajeri olarak görev yaptı...
Adlı, Şoray'ın filmlerden kazandığı parayı da çeşitli yatırımlar yaparak büyüttü...
Türkan Şoray kendi adını taşıyan bir ilkokul için parasını bağışlamıştı...(Türkan Şoray İlkokulu Rumeli Hisarı Hisar Üstü Nispetiye Caddesi, Cami Sk. No:55, 34470 İstanbul Etiler)
Adlı çapkınlığıyla ünlü Yılmaz Güney ve Türker İnanoğlu gibi film sektörünün önde giden isimlerinin Şoray ile çalışmasını yasaklamıştı...
Rüçhan Adlı (1923, İstanbul - 1995, İstanbul), Eski Galatasaray eski asbaşkanı, iş insanı. 1962- 1983 yılları arasında Türkan Şoray'la sevgiliydi...
Rüçhan Adlı Şoray'a mektuplar yazardı:
"Peri sultan, bugün mayıs bir… Çiçekler güneşten mahrum ve mahzun. Yalnız on bir lale senin ışığında mesut yaşayacak ve mesut olacaktır.Seni öperim.’’
Rüçhan Adlı: “Beni yaşantım boyunca onun kadar hiç kimse sevmedi. Onu da benim kadar kimse sevemez.”
Hıncal Uluç "Sinemaya Adanmış Bir Ömür" başlıklı yazısında Türkan Şoray'ı da anlatmıştı
Türkan Şoray'dan hazzetmeme sebebim de, Galatasaray İkinci Başkanı olarak tanıdığım ve de sevemediğim Rüçhan Adlı ile yaşaması ve onun koyduğu yasalara aynen uymasıydı.
"Türkan sevişmez, öpüşmez, sarılmaz" kısaca, sinemada başrol oyuncusu bir genç kadın ne yapacaksa hiçbirini yapmazdı.
Düşünün, deliler gibi âşık iki genç. Film boyu bin badire atlatmış, biri ölümlerden dönmüş nerdeyse..
Finalde Çamlıca Tepesi'nde karşılaşıyorlar.
50 metre mesafeden birbirlerine öyle bir koşmaları var ki?.
...Ve final!...Türkan, o ölesiye sevdiği adama kavuşmanın heyecanıyla yanağını erkeğin yanağına dokunduruyor.. "SON!."
Türkan'ın filmlerine mecbur kalmadıkça gitmezdim...Hani arkadaşlar "Hadi, mızıkçılık etme, hep beraber gidiyoruz" derlerse...
İşte o Türkan Sultan'a, Ankara'dan hafta sonları sık sık giderdik, Abant Gölü kıyısındaki turistik otele, orda rastlamam mı?.
Bütün gün ayni çerçevenin içinde olunca tanıştık. Bir gece şömine başında da uzun uzun sohbet ettik..
Nasıl harika bir insan çıktı, benim öfkeli kafamın yarattığı Soğuk Salata, Nefreti Yasalar Sultanı'nın içinden...
Orda sevdim işte ilk Türkan Sultan'ı.. O gün, bugün de çok severim..."
2025'te Sinema yazarı Atilla Dorsay, adına kitaplar yazdığı Türkan Şoray'a olan kırgınlığının nedenlerini SAYIM ÇINAR'a anlatmıştı...
Atilla Dorsay; eski dostu, adına kitaplar yazdığı ünlü oyuncu Türkan Şoray'a olan kırgınlığının nedenlerini anlattı. Dorsay, aralarındaki sorunun Şoray'ın "Sümbül Sokağın Tutsak Kadını" kitabının yeniden başılmasına izin vermemesi ile başladığını belirterek "Türkan Hanım bize yıllar boyu devamlı gelip gitmiştir. Biz de onlara gitmişizdir. Leman'la dostturlar. Bir parça hesap sorar gibi yaptı Türkan Hanım'a. Türkan Hanım da dedi ki; 'Hayır, ben başka bir kitap istemiyorum. Zaten 'Sümbül Sokağın Tutsak Kadını' kitabında benim onaylamadığım, hatalı şeyler vardı. Şimdi bunların tekrar ele alınmasını istemiyorum.' İşte bu benim sinirlerimi attırdı. Düşünebiliyor musun; benim ona karşı sevgimi o kadar belirttiğim bu kitap, aynı zamanda Türk sinema edebiyatında en çok satan kitap olmuş. Ve yıllar yıllar sonra bu kitaptan şikâyet ediyor, yeni bir baskı için bana hakkını vermiyor," dedi.
Dorsay'ın "Türk Sinemasının Sultan"ı olarak bilinen Türkan Şoray için kaleme aldığı "Bir Kraliçeyle Dostluk ve Ayrılık Hikâyem" adlı kitabı, geçriğimiz aylarda Profil Kitap etiketi ile raflardaki yerini aldı. Bugüne kadar çok sayıda film yazılarını ve sinema yazarlığı sürecindeki anılarını kitaplaştıran Dorsay, bu kitabında Türkan Şoray ile olan dostluğu ve daha sonra dostuklarının kopuş hikâyesine yer verdi.
Suare Kültür Sanat'tan Sayım Çınar'ın sorularını yanıtlayan Dorsay, Şoray'a olan kırgınlığını şöyle anlattı:
"- 'Bir Kraliçeyle Dostluk ve Ayrılık Hikâyem', Profil Kitap tarafından yayımlandı. Bu eserde Türkan Şoray'la olan dostluğunuzu ve bu dostluğun nasıl bittiğini anlatıyorsunuz. Siz daha önce de Türkan Şoray'la ilgili bir kitap yazmıştınız; 'Sümbül Sokağın Tutsak Kadını.' Sonrasında o kitabı tekrar yayımlama kararı aldınız ama sanatçıyla aranızda bir sorun oldu sanırım. Neler yaşandı tam olarak, o hikâyeyi dinleyebilir miyiz sizden?
'Sümbül Sokağın Tutsak Kadını', benim biyografi kitaplarımın başında gelen ve hatta tüm kitaplarımın içinde en çok baskı yapmış olan kitaptır. Dolayısıyla o kitap hakkında çok fazla bir şey söylemek istemiyorum artık. Şunu belirtmek lazım; Türkan Şoray hakkında başkaları da çok güzel kitaplar yazdılar. Ama Türkan Şoray benim hayatıma girmiş bir insan… O, 'Dört Yapraklı Yonca'nın ilk film yapmışlarından biri. Aynı zamanda 'Dört Yapraklı Yonca'nın hayatta olan ikisinden biri. Fatma Girik ve Filiz Akın vefat etti, Türkan Şoray'la Hülya Koçyiğit kaldı malum. Onların arasında da Türkan Şoray her şeye rağmen gerçek kraliçedir. Kitabımda geçtiği gibi; Türk halkının en çok sevdiği, en çok idol bildiği, en çok peşine düştüğü, filmlerine koşarak gittiği bir sanatçıdır. Yani Türkan Şoray'ı sevmemek, beğenmemek, ona karşı bir kitap yazmak benim aslında hiç düşünmediğim ve bundan sonra da düşünmeyeceğim bir şeydir. Ama ne oldu? Tuhaf bir şey oldu… Bu 'Sümbül Sokağın Tutsak Kadını' kitabını Remzi Kitabevi'nden basmıştık. Remzi bunun yeni bir baskısını düşünmedi. Bunun üzerine ben başka bir arkadaşıma; Puslu Yayıncılık'ın sahibi Murat Bulut'a rica ettim. Fakat Türkan Şoray izin vermedi. Nasıl vermedi, niçin vermedi, bilmiyorum…
- Kendisiyle konuştunuz mu hiç bunun nedenini?
Eşim Leman telefon etti. Türkan Hanım bize yıllar boyu devamlı gelip gitmiştir. Biz de onlara gitmişizdir. Leman'la dostturlar. Bir parça hesap sorar gibi yaptı Türkan Hanım'a. Türkan Hanım da dedi ki; 'Hayır, ben başka bir kitap istemiyorum. Zaten 'Sümbül Sokağın Tutsak Kadını' kitabında benim onaylamadığım, hatalı şeyler vardı. Şimdi bunların tekrar ele alınmasını istemiyorum.' İşte bu benim sinirlerimi attırdı. Düşünebiliyor musun; benim ona karşı sevgimi o kadar belirttiğim bu kitap, aynı zamanda Türk sinema edebiyatında en çok satan kitap olmuş. Ve yıllar yıllar sonra bu kitaptan şikâyet ediyor, yeni bir baskı için bana hakkını vermiyor. Bu, kim olursa olsun herkesin çok kızacağı bir olaydır. Tamam, onlar yıldız, biz basınız. Onlar tepede duruyorlar, biz basın mensubu olarak onlara hayran bir biçimde dolaşıyoruz, 'perestiş' gösteriyoruz eski Türkçeyle. Ama ben, magazin mensubu hiç olmadım. Ben yıldızlara gerektiği gibi yaklaştım… Dolayısıyla, o andan itibaren Türkan Şoray'la aramızdaki ilişkinin koptuğunu hissettim. Onun için bu kitabı yazdım. Kitap, baştan aşağı Türkan Şoray'ı ayağının altına almıyor. Çok geniş bir kısmında Türkan Şoray hakkında daha önce yazdığım ama bir kitaba girmemiş veyahut unutulmuş yazıları aldım, çok samimi biçimde. Ama bir yerden sonra ağzımı açtım ve ona ne kadar kırgın, ne kadar dargın olduğumu yazdım. Buna kitabın adında da yer verdim.- Şu an aranız nasıl?Şu anda bir ilişkimiz yok. Uzun zamandır ne o beni aradı, ne ben onu aradım. Bir yerde karşılaşsak koşar sarılır mıyız birbirimize, 'Aa merhaba canım' der miyiz; sanmıyorum… Tabii yıldızlar her şeye rağmen kendilerini beğenmiş insanlardır. Bunda da haklıdırlar, onu da söyleyeyim. Bunlar bütün bir milletin idolleridir, idealleridir, yıldızlarıdır. Hepsi birer manevi tahtın üzerinde otururlar. Biz ne oluyoruz onların yanında?"
YILMAZ GÜNEY TARTIŞMASI:
Nur Sürer; "21 yaşındaki biri, Yılmaz Güney için 'Ama savcıyı öldürmüştü' diyebiliyor. Orada geçen meseleyi, biz sinemacılar olarak iyi biliyoruz. Savcının yaptığı çirkinlikleri de biliyoruz. 'Karısını dövdü' diyorlar; bizim analarımız da babalarımızdan tokat yerdi bazen. Türkiye’de iki gün önce 6 kadın öldürüldü, bunun hesabını kimse sormuyor. Haksızlık ediyorlar. Yılmaz Güney, biz sinemacılar için gerçekten çok önemli bir insan; bizim kırmızı çizgimiz" dedi.Nur Sürer, Yılmaz Güney’e yönelik eleştirilere tepki göstererek, “43 yıl önce ölmüş ve 52 yıl önce işlenmiş bir cinayetin hesabın ve bunun hesabını sorabiliyorlar ve bunu soran da 21 yaşında bir çocuk. Haksızlık ediyorlar. Yılmaz Güney biz sinemacılar için çok önemli bir insan…” ifadelerini kullandı.
Birsen Altuntaş'ın aktardığına göre Sürer, şunları söyledi:
“21 yaşında bir insan 52 yıl önce işlenmiş bir cinayeti sorabiliyor ama ‘Savcımızı öldürmüştü’ falan diye… Orada aralarında geçen meseleyi biz sinemacılar olarak biliyoruz. Orada çok çirkin şeyler olmuş savcı tarafından… İşte karısını dövdü… Ne bileyim bizim annelerimiz de bazen tokat yiyordu babalarımızdan… Türkiye’de iki gün önce bir gün içinde 6 tane kadın öldürüldü. Onun hesabını kimse sormuyor. Türkiye’de ortalama çok sayıda kadın cinayeti var, kadınlar katlediliyor. 43 yıl önce ölmüş ve 52 yıl önce işlenmiş bir cinayetin hesabın ve bunun hesabını sorabiliyorlar ve bunu soran da 21 yaşında bir çocuk. Haksızlık ediyorlar. Yılmaz Güney biz sinemacılar için çok önemli bir insan… Ben her zaman söylüyorum, gururla söylüyorum Yılmaz Güney bizim kırmızı çizgimiz…”
Milliyet Sanat’ın Aralık 2024 sayısında Asu Maro’ya Nur Sürer, hem son filmi hem başarılı sinema hayatı hem de ödülünü ithaf ettiği yönetmen ve senarist Yılmaz Güney’le ilgili konuştu.
Yılmaz Güney için “Beni sinemacı kişiliği ilgilendiriyor, Yılmaz Güney çok önemli bir sinemacı,” diyen Sürer, kendisini eleştirenler için de şunları söyledi:“Ben sokaklardayım, hanginiz vardınız? Sadece sinemacı olmanın şımarıklığıyla sokaklarda değilim. Kadın meselesinin peşinde olduğum için sokaklardayım. Yıllardır kadınlarla yürürüm, kadına şiddet olaylarında yürürüm, kadın cinayeti platformundayım. Hiçbirini görmedim mesela,” diyor ve ekliyor: “Bunu yazanların bir tane Yılmaz Güney filmini izlediklerini zannetmiyorum. Yılmaz Güney sevgimi hiç kimse alamaz benden.”
Şerif Sezer: Yılmaz Güney'e yapılan eleştiriler haksız...
"Yol" filminin oyuncusu Şerif Sezer, Yılmaz Güney'e yapılan eleştirilerin haksız olduğunu savunarak; "Sinemamızın dâhisi. Ona laf söylemek kimsenin haddi değil" dedi Usta oyuncu, Yılmaz Güney'e yapılan eleştirilerin haksız bulduğunu ifade etti. Sezer; "Sinemamızın dâhisi. Ona laf söylemek kimsenin haddi değil" dedi.Şerif Sezer, Oscar ödüllü yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun genç yaşta 'Yol' filmini izledikten sonra sinemacı olmaya karar verdiğini söylemesinin kendisini derinden etkilediğini belirterek; "Böyle bir şeyi duymak ayağımı yerden kesti. Oscarlı bir yönetmenin bu sözleri çok büyük bir şey" dedi.
Berlin Film Festivali'nde yer alan Türk filmleri ya da Türk asıllı yönetmenlerin filmlerinden bazıları
1961 – “Kırık Çanaklar” / Memduh Ün
1964 – “Susuz Yaz” / Metin Erksan /Büyük Ödülü kazandı
1979- "Sürü" / Zeki Ökten
1980 – “Düşman” / Zeki Ökten
1983 – “Hakkari’de Bir Mevsim” / Erden Kıral
1985 – “Pehlivan” / Zeki Ökten
1988 – “Av Zamanı” / Erden Kıral
1999 – “Güneşe Yolculuk” / Yeşim Ustaoğlu
2000 – “Mayıs Sıkıntısı” / Nuri Bilge Ceylan
2001 – “Cahil Periler” / Ferzan Özpetek
2004 – “Duvara Karşı” /Fatih Akın / Büyük Ödülü kazandı
2010 – “Bal” / Semih Kaplanoğlu / Büyük Ödülü kazandı
2011 – “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” / Seyfi Teoman
