Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Karşıt görüşten bir de şöyle bir farklı iddia bulunmaktadır.
Bu karşıt görüşe göre, Bakara/184’deki, “Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır.” gibi doğru bir çeviri yerine “Orucu tutabilecek olanların bir çaresizi doyuracak kadar fidye (fitre) vermesi de gerekir” çevirisinin doğru olduğunu düşünmektedir.
Yani bu karşıt görüşe göre, Bakara /184 deki “yutikunehu” için “oruca zorlukla dayananlar” gibi bir çeviri yerine “oruç tutabilenler” şeklinde bir çeviri yapılması gerekiyormuş.
Bu görüştekilerin bunun üzerinden şöyle iddiaları var:
Bakara/184’deki “Oruç tutabilecek olanlar” ibaresi oruç tutabilecek durumda olan hayızlı kadını da kapsar. Bu sebeple, “oruç tutabilecek olanlar” ifadesi kapsamındaki hayızlı kadına da hitap edecek şekilde ayetin devamında “oruç tutmanız daha hayırlıdır” denmiştir. “Bu nedenle hayızlı kadın dilerse oruç tutabilir” iddiası yapılmaktadır.
Bu iddialarına cevap vermeye başlayalım:
“Yutikunehu” ifadesi hayızlı kadını kapsamaz. Bu ifadenin, oruca zorlukla dayananlar manasına geldiğini, ayrıca oruca zorlukla dayanıp, oruç tutamayan bu kimselerin fidye verecek olan yaşlı ve iyileşemeyecek hastalar olduğunu, hayızlı kadınlar olmadığını adım adım ispat edeceğiz.
“Yutikunehu” ifadesinde geçen takat kelimesi, meşhur sözlüklerden El-Mevarid’e göre manası şu şekilde bahsedilmektedir:
Kudret. Enerji. Kişinin güçlükle yaptığı şey
El-Mevarid'e göre takat sözcüğünün kişinin güçlükle yaptığı şey manasına geldiği belirtildiğine göre, takat kelimesinden oluşan “yutikunehu” ifadesine oruca zorlukla dayananlar manasının niçin verildiği bir nebze daha anlaşılır.
Takat sözcüğü, Ragıp El-İsfahani’nin sözlüğünde, manasının şu şekilde olduğunu belirtilir:
İnsanın zorlukla, sıkıntıyla yapabileceğinin en fazlasının adıdır.
Ragıp El-İsfahani'nin sözlüğünde, takat sözcüğünün manası “İnsanın zorlukla, sıkıntıyla yapabileceğinin en fazlasının adıdır.” diye belirtildiğine göre, takat kelimesinden oluşan “yutikunehu” ifadesine de oruca zorlukla dayananlar manasının niçin verildiği bir miktar daha anlaşılmış oldu.
Karşıt görüşe sahip bazı kimselerin oluşturduğu bir mealde, “yutikunehu” ifadesi “oruç tutabilecek olanlar” olarak çevrilmiş olsa bile, bu ifadede geçen takat kelimesi Arapça derin sözlüklerde bir şeyin meşakkatle yapılması manasındadır. Dolayısıyla bu ifade “orucu güçlükle (zorlukla) tutanlar” manasına gelir. Ayetin bağlamı da bunu ispat eder. Çünkü ayette geçen “yutikunehu” ile kastedilen kimselerin fidye vermesi gerekliliği, oruç tutmakta zorlanıp, oruç tutamayan kimseler için belirtilmiş olur ancak, oruç tutabilecek olanlar için değil. Çünkü fidye, oruca zorlukla dayananların oruç tutmaması sonucu verilmesi gereken bir şeydir, fidye zaten oruç tutabilecek olanların vereceği bir şey değildir.
Ayrıca bu ayetin sonunda gelen “oruç tutmanız daha hayırldır” ifadesi, işte bu oruca zorlukla dayananların oruç tutamayıp, fidye vermesi yerine oruç tutmasının daha hayırlı olduğunu belirtmektedir.
Eğer “yutikunehu” ifadesinin manası “oruç tutabilecek olanlar” anlamında olsaydı, bu ifadeyle zaten herkes için oruç tutmak doğal ve zorunlu kabul edilmiş olacağından ayetin devamında “orucu tutmanız daha hayırlıdır” şeklinde bir teşvik veya tavsiye verilmesine gerek kalmazdı.
Eğer “yutikunehu” ifadesi “oruç tutabilecek olanlar” yani oruç için “tam gücü yetenler” anlamında olsaydı, bu ifade ile zorlanarak oruç tutanların durumu dikkate alınmamış olurdu ve bu yüzden “orucu tutmanız daha hayırlıdır” ifadesi anlamsız olurdu.
Lakin ayet, zorlanarak oruç tutabilenleri hedef almaktadır ve bu kimseleri orucu tutmaya teşvik etmektedir. Çünkü oruç tutmak, oruç tutmayıp fidye vermekten daha hayırlıdır.
Bakara suresinin 184. ayetini bağlam açısından incelediğimizde bile يطيقونه (yutikunehu) kelimesinin “oruca zorlukla dayananlar” anlamına geldiğini görmüş oluruz. Bunu, ayetteki fidyenin maddi olmasından anlamaktayız. Burada verilen fidye, sadece maddi imkan ile verilen fidyedir. Bu tür maddi imkan ile verilen fidyeler (miskini yedirmek, köle azat etmek, sadaka vermek,…) Kur’an’da daima bir şeyin tamamı yerine geçen bedel olarak verilmektedir.
Kur’an’da fidye kökünden olan 13 kelime vardır.
Fidye kökünden gelen 13 ayetin numarası bunlardır:
37:107 2:85 2:229 3:91 5:36 10:54 13:18 39:47 70:11 2:184 2:196 57:15 47:4
Bunlardan 11’i bir şeyin tamamı için verilen fidyeden bahseder.
Bakara 2/184’teki fidyeyi ise bu 11 kelime sayısına henüz dahil etmedik, onun da bu sayı üzerine dahil edilmesi gerektiğini şimdi izah etmeye çalışacağız.
Bahsettiğimiz bu 11 ayette geçen fidye, bir şeyin tamamı için verildiğinden, Bakara/184’de geçen fidyenin, oruç tutarken ki eksiklikleri tamamlamak için değil, bir şeyin tamamı için bedel olarak verildiğini anlamamızı sağlar. Yani Bakara/184’teki fidye, ayetin bağlamına göre, oruç tutmakta zorlananların, Ramazan'da ve daha sonrasında da tutamayacağı orucun tamamı için verilen bedel olduğunu anlarız.
Kur’an’da fidye kökünden gelen 11 kelimenin, daima bir şeyin tamamı yerine geçen bedel olduğunu gösteren şu 3 ayeti örnek verelim:
Maide 5/36’ya göre, Kâfirler azaptan kurtulmak için dünya dolusu fidye verseler kabul edilmez. Kafirlerin dünyada yaptıklarına karşılık verilmiş azabın tamamının bedeli olarak dünya dolusu maddi fidyeler verse bile kurtulmak için kabul edilmeyecek.
Saffat 37/107’de Hz. İbrahim’in oğlunun yerine kurban fidye kılındı. Burada kurban, tamamıyla İsmail’in yerine geçti.
Bakara 2/229 boşamada verilen, mal olan fidyeden bahseder. Burada, eşinden ayrılmanın tam bir bedeli olan maddi fidyeden bahsedilir.
Bu ayetlerde de görüldüğü üzere, Kur'an'da 11 ayette maddi güç ile verilebilecek fidyeler daima bir şeyin tamamı için verilir. İşte aynen bu şekilde, Bakara/184’de maddi güç ile verilen fidye de ayetin bağlamına baktığımızda, oruç tutmakta zorlananların daha sonrada tutamayacakları orucun tamamı için verilendir.
Bu verdiğimiz üç örnekten de anlaşılacağı üzere Kur'an'da 11 yerde maddi imkan ile verilen fidyeler daima bir şeyin tamamı yerine geçen bir bedeldir.
O halde maddi imkanla verilecek Bakara 2/184’teki fidyede, tutulamayacak orucun tamamı yerine geçen bir bedeldir. Bu nedenle “yutikunehu” kelimesi, tutulamayacak orucun tamamı yerine fidye verecek olan oruç tutmakta zorlanan daha sonrada oruç tutamayacak kimseleri kasteder.
Bakara/184’ün sonundaki “oruç tutmanız daha hayırlıdır” ifadesi “yutikunehu” ile kastedilen kimselerin fidye vermek yerine oruç tutmasının daha hayırlı olduğu vurgusunu yaptığından, “yutikunehu” kelimesinin oruç tutmakta zorlanıp oruç tutamayan kimseler olduğunu ortaya koyar. Sonuç olarak, Kur’an’da 11 ayette geçen fidyenin bir şeyin tamamı yerine geçtiği göz önüne alındığında, Bakara 2/184’teki fidye de, oruç tutmakta zorlandığından daha sonrada kaza orucu tutamayacak kimselerin bu tutamayacakları orucun tamamı yerine geçen bir bedeldir.
Bakara suresinin 184. ayetindeki fidye müstakilen maddi bir fidyedir; bir şeyi eksik olduğu için tamamlamak amacıyla verilen bir bedel değildir. Aksine bağlam gereği bir şeyin tamamı için verilen fidyelerdendir. Bu sebeple Bakara/184’te geçen fidye, hastalara veya seferde olanlara ait bir fidye değildir. Çünkü hasta ve seferde olanlar Bakara/184–185’e göre tutamadıkları orucu kaza ederler ve böylece ibadetlerini tamamlamış olurlar.
Dolayısıyla burada söz konusu olan fidye, hasta ve yolcunun zaten kaza ederek tamamladığı oruçta eksik kalan bir yönü telafi etmek için verilen bir bedel değil; daha sonra da oruç tutamayacak kimsenin tutamadığı orucun tamamı yerine geçen bir fidyedir.
Fidye verecek grubun kimler olduğunu gösteren tek seçenek olarak geriye, Bakara/184. Ayette geçen يطيقونه (yutikunehu) kelimesi kalır ki, bu kelimenin meşakkatli güç yitirme manasına geldiğini ve meşakkatten dolayı oruç tutmakta çok zorlananlar olduğunu daha sonraları başka delillerle de ispatlayacağız. İşte bu oruç tutmakta zorlanan kimseler yani yaşlılar ve iyileşemeyecek hastalar, kendilerine meşakkati ağır bir yük olduğu için daha sonra da orucu tutamazlar ve orucun tamamı için bedel olarak maddi fidye verirler. Bu fidye de, ayete göre bir miskini doyurmaktır.
Ayetin son kısmındaki “oruç tutmanız daha hayırlıdır” ifadesi de, yaşlı ve iyileşmeyecek hastalar kendilerini belli ölçüde iyi hissettiklerinde, tutmayacakları orucun tamamı karşılığında fidye verme yerine oruç tutmalarının daha hayırlı olduğunu vurgulayarak, “yutikunehu” ifadesinin oruç tutmak da zorlanan kimseler olduğunu bağlam gereği ispat eder. Yani yutikunehu ifadesi ayetin bağlamı gereği “oruç........
