menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yayın Girdabındaki Üniversiteler

3 0
yesterday

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Yayın Girdabındaki Üniversiteler

Yirminci yüzyılın sonlarında akademi dünyasına sessizce sızan, bugün ise tüm yükseköğretim sistemini esir alan bir slogan var: “Yayınla ya da yok ol!” İlk bakışta akademisyenleri üretkenliğe teşvik eden masum bir kamçı gibi görünen bu anlayış, günümüzde üniversiteleri derin bir girdabın içine çekmiş durumda. Gelinen noktada sormamız gerekiyor: Üniversitelerimiz gerçekten bilim mi üretiyor, yoksa sadece istatistik mi şişiriyor?

Bugün bir akademisyenin başarısı; insanlığın bir sorununa çare bulmasıyla, yetiştirdiği nitelikli öğrencilerle ya da toplumda yarattığı dönüşümle ölçülmüyorsa orada bir sorun var demektir. Mevcut sistem, akademik performansı neredeyse tamamen uluslararası endekslerde taranan dergilerdeki makale sayılarına indirgemiş durumda. Atama kriterleri, unvanlar, teşvikler ve üniversite sıralamaları tamamen bu “skor” üzerine kurulu.

Peki, bu “skor” çılgınlığı bize ne getirdi?

Öncelikle, bilimin en temel harcı olan “nitelik“, yerini hızla “niceliğe” bıraktı. Yıllarca sürmesi gereken köklü ve derinlemesine araştırmalar yapmak yerine, hızla sonuca ulaşıp “dilimleme” (salami-slicing) yöntemiyle tek bir çalışmadan beş makale çıkarma yarışı başladı. Çünkü sistem derinliği değil, sayıyı ödüllendiriyor.

Daha da vahimi, bu girdap devasa bir şaibeli pazar yarattı. Literatüre “yağmacı (predatory) dergiler” olarak geçen, parayı verenin makalesini birkaç gün içinde basan paravan yayıncılar mantar gibi çoğaldı. Akademik unvan kapmak ya da kadrosunu korumak isteyen binlerce araştırmacı, bu dergilerin ağına düştü (veya bilerek dahil oldu). Hiçbir bilimsel geçerliliği olmayan, intihallerle dolu metinler “bilimsel yayın” adı altında rafları dolduruyor.

Bu süreçte en büyük zararı ise genç akademisyenler görüyor. Henüz yolun başındaki bir araştırmacı, bilimin felsefesini öğrenmek, özgün bir tez inşa etmek yerine; sistemin “puanlama” mekanizmasını çözmeye odaklanıyor. Öğrencilerine ayırması gereken vakti, dergi editörlerinin kapısında revizyon kovalayarak harcıyor. Sonuç; tükenmiş, heyecanını kaybetmiş ve memurlaşmış bir akademik nesil.

Üniversiteler, küresel sıralamalarda birkaç basamak yukarı çıkma motivasyonuyla bu girdabı beslemekten vazgeçmelidir. Çözüm, değerlendirme kriterlerinin kökten değiştirilmesinden geçiyor. Bir akademisyenin değeri ölçülürken yazdığı makale sayısı kadar; o makalenin alanındaki gerçek etkisi, eğitim kalitesine katkısı, yazdığı nitelikli ders kitapları ve toplumsal faydası da masaya konmalıdır.

Bilim, fabrikasyon bir üretim bandı değildir. Üniversiteleri bu yayın girdabından kurtarmazsak, gelecekte kütüphaneleri milyonlarca sayfalık “kimsenin okumadığı” makalelerle dolu olan ama tek bir yapısal soruna bile çözüm üretemeyen tabelalardan ibaret kalacağız. 

Niceliğin boğucu esaretinden, niteliğin özgürleştirici gücüne dönmek artık bir tercih değil, akademik bir beka meselesidir.

Duygusal Hazımsızlık: Mideniz Yediklerinizi mi Yoksa Yaşadıklarınızı mı Sindiremiyor?

İktidar-Muhalefet Dikotomisi ve Ters Giden İşler

Yorum Yap Cevabı İptal Et

Bir dahaki sefere yorum yapmam için adımı,........

© Akademik Akıl