menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kuraklık

30 0
16.03.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Kıymetli okuyucularımız, Ramazan’ın sonuna yaklaşıyoruz. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu günahlardan azat olmak olan bu ayı yaşıyoruz. Bu esnada, Ramazan içinde aramamız gereken—özellikle son on günde, özellikle de tek günlerde—Kadir gecesi fırsatı elimizde. Çünkü Rabbimiz Kadir Suresi’nde, Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğunu bize bildiriyor. O halde, 80 senelik bir ömre denk sevap kazandıracak bu günleri değerlendirmek, önce tabii kendime söylüyorum, bizim sorumluluğumuz ve vazifemiz olsun.

Bugün size biraz şahsımı müteessir eden, doğup büyüdüğüm Sivas’ın merkez Çukurbelen köyünden bir şey anlatacağım. İlkokul birinci sınıfı orada okudum; kalan kısmını ve diğer okullarımı Sivas’ta tamamladım.

Köyümüzün dört tarafında “acısu” diye tabir ettiğimiz su kaynakları vardır. Kaynak sularıdır, kaynarlar; biz onlara “su gözesi” deriz. Orada üniversiteye gedene kadar çobanlık sırasında bu sulardan içerdik—bol mineralli bir sulardır. Tam 70 yıllık bir olayı anlatıyorum: 70 yıldır bu sular köyümüzün çevresinde akmaktaydı. Acısu, İmamın Gölü, Karşı Acısı, Sofular Deresi diye adlandırdığımız dört köşesindeki bu dört kaynak, etrafında ağaçların yeşermesine, bostanların ve tarlaların sulanmasına, özellikle de hayvanların su içmesine hizmet ederdi.

2025 yazında köye gittiğimde kaynaklardan birinin suyunun azaldığını gördüm. Köyde yılda bir ay kadar, farklı zamanlarda gidip kalıyorum; çocukluğumun geçtiği dağları, taşları, arazileri gezmeye çalışıyorum, yürüyüş yapıyorum, bazen torunlarımı yanıma alıp onlarla dolaşıyorum. Bu suyu azalan “İmamın Gözü” dediğimiz kaynağın, 15 gün içinde suyu maalesef kurudu. Bunu ifade etmek çok zor: o suyun aktığı mecrada söğütler, ağaçlar, sulanan tarlalar, bostanlar vardı; mısır, patates, fasulye ekilirdi. Ankara’ya geldiğimde o suyu kurumuş olarak bırakıp geldim. Bu sene yazın gidince bakarız, inşallah tekrar kaynamaya başlamıştır, ama öyle görünmüyor.

Değerli okuyucularım, bu neyi gösteriyor? O ağaçların tamamı kuruyacak. Çevrede o sudan faydalanan tarlalar artık yararlanamayacak. Şu anda arazide bir sulama şebekesi var ama köyümüzün suyundan değil, başka yerden geliyor. Taşıma su ile değirmen ne kadar döner?

Buraya kadar anlattıklarım “ülkemize gelen kuraklık sonucu” diyemem, çünkü dünya bir yörüngeden geçip bir daha geçmiyor; sistem nasıl kurulmuşsa öyle devam ediyor. Ama bizim dikkat etmemiz gereken bir husus var: Askerliğimi Nevşehir’de yaptığım için iyi bilirim; orada önce kaynak sularıyla patates ekilirdi, suni gübre kulanılırdı. Su azalınca kuyu sularına geçildi, onların seviyesi de çok düştü ve toprak da “hastalandı”, kanser oldu denildi. O toprak yenilenmedikçe mahsul almak mümkün olamayacağı söyleniyordu.

Köyümüzde buğday, pancar, patates, fasulye ekilirken suni gübre kullanılıyor. Bu gübre toprağı değiştiriyor, çoraklaştırıyor. Patates ve pancarın çok su tükettiği gerekçesiyle Devlet Su İşleri, bu iki ürünün ekimini durdurdu; şimdi sulama damlama ve püskürtme ile yapılıyor, eskiden akarak sulanıyordu ve mineralleri derine taşıyordu. Bu kısıtlamayı bende hayırlı gördüm: hiç olmazsa buğday, arpa, yulaf, çavdar, mercimek, nohut, mısır ekimi devam eder. O eski kaynak sularıyla suladığımız mısırların tadına doyum olmazdı; ateş yakar, on tane mısır közler, yerdik.

Burada şunları da vurgulamak istiyorum: çevreye iyi sahip çıkmamız, kirletmemeye çalışmamız lazım. Peki bizde bu sorumluluk var........

© Akademik Akıl