menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ankara’nın Jeopolitikası Batıyla Normalleşme mi, Çok Yönlü Pazarlık mı?

9 0
26.06.2026

Ankara’nın Jeopolitikası Batıyla Normalleşme mi, Çok Yönlü Pazarlık mı?

Ankara Zirvesi öncesinde NATO üyelerinin Savunma Bakanları son toplantılarını 18 Haziran’da Brüksel’de gerçekleştirdiler. (Foto: X/ @NATO)

NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi yaklaşırken Türkiye dış politikasında eski sorular yeniden dolaşıma sokuluyor. Misal; Türkiye Batı’ya mı dönüyor? Washington ile yeni bir sayfa mı açılıyor? Erdoğan-Trump ilişkisi, Ankara’nın Batı başkentlerindeki algısını yumuşatır mı?

Bu sorular ilk bakışta makul görünüyor, fakat kanımca bugünün dünyasında biraz eski kalıyorlar. Çünkü Türkiye’nin temel meselesi artık Batı ile “normalleşmek” değil, zira Normalleşme kavramının kendisi hem dünya da hem de Türkiye’nin dış politika algısında uzun zamandır değişti.

Soğuk Savaş sonrası dönemin Batı merkezli dış politika dili, bugün ne Ankara’nın dünyasını ne de Washington’un ya da Londra’nın davranışlarını tam olarak açıklıyor. Artık Türkiye ve dünya, ilişkilerine ideolojik yakınlık ya da kurumsal aidiyet üzerinden değil, daha açık biçimde kazanç, maliyet ve pazarlık kapasitesi üzerinden bakıyor. Diğer bir deyişle zamanın dış politikası da biraz bu; kalıcı dostluklardan çok geçici kesişmeler, değer ortaklığından çok dosya bazlı alışveriş, ittifak sadakatinden çok karşılıklı fayda.

Daha az aidiyet, daha çok kazanç

İşte tam da bu nedenle Ankara NATO Zirvesi, Türkiye açısından sadece bir ev sahipliği platformu olmayacak. Aynı zamanda Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde yeni pazarlık zeminini test edeceği bir sahneye dönüşecek. Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında kullandığı övgü dolu ifadeler, zirve öncesinde Türkiye’ye yönelik bazı kısıtlamaların, örneğin KAAN uçaklarında kullanılacak motorların satışının gevşetilebileceği yönündeki işaretler ve özellikle savunma sanayii başlıklarında görülen hareketlilik, Ankara’nın elini güçlendiren unsurlar olarak okunmalı.

Ancak bütün bunlar Türkiye’nin klasik anlamda “Batı’ya döndüğü” anlamına gelmiyor. Daha doğru ifade ancak şu olabilir; Türkiye, Batı ile ilişkisini yeniden duygusuzlaştırıyor ve daha az kimlik, daha çok işlem, daha az aidiyet, daha çok kazanç yeni dönemin kodları haline geliyor.

Trump-Erdoğan stratejik fırsat mı?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yönelik olumlu sözleri Ankara’da her zaman dikkatle takip edilir. Bunun bir nedeni iki lider arasındaki kişisel ilişki algısı. Ancak mesele sadece kişisel kimya değil. Trump tarzı dış politika, kurumsal süreçlerden çok liderler arası anlaşmalara, büyük jestlere ve hızlı pazarlıklara açık bir zemin yaratıyor.

Ankara da bu dili iyi biliyor, zira Dışişleri Bakanlığının kariyer diplomatları değilse de........

© yetkinreport.com