menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Okudukça

8 0
11.06.2026

Bir sarı yaprakla başlar sonbahar. Yorulup bitap düşmüş ceset misali gibiyken, tecrübe ağırbaşlı bir libas olup geçirilmiş sırtına. Suyu çekilmiş, damarları belirginleşmiş. Usul usul yere süzülmeye itirazsız. İtidalli, bilge, vakur… Avazı onun için bir gökyüzü olan ağaç dalından toprağa ulaşıncaya kadarki saniyelere yüklenmiş. Kulakların işitmesi imkânsız bir sesle. Ayaklar altında hışırdamasıyla yahut da rüzgâr önüne katıp nicelerini yerde sürüklemesiyle farkına varmakta zorlanmadığımız. Günler sonra derk ettiğimiz ağaçların o yalın hali. Gözün ilişeceği bir yakınlıktan hitamı yaşadığımız. Sonlu olandan sonsuzu çalan bir kapıya doğru. Bazı bir rüzgâra binip, bazısı da ufacık bir kıpırtıyla yetinip...

Hasat edilmiş duygular yüreklerde demlenir. Hesap-kitap ortaya saçılır. Müteaddit renkler değişir. Yazın sonundaki olgunluk, yerini bavulunu toplayan bir mevsime getirir. Hiçbir şeyi götüremezken (?) her şeyin gittiği bir yeri. Her yaprak bir tel, her damla bir mürekkep olur. Yazılıp çizildikçe daha da koyulaşıp donuklaşır adeta. Dünyanın fânîliğini gözlerimize dokur. Yeşiller kahverengi-kızıl, dolgun güçlü ve kavi başlı ağaçlar ise kupkuru birer kemik olur. Hâfiz isminin kim bilir kaçıncı kez bambaşka manzaralarda........

© Yeni Asya